Çocukları Teknolojiden Nasıl Koruruz?

Çocukları Teknolojiden Nasıl Koruruz?

Yazan: Pınar

Geçenlerde HaberTürk’de Damla Çeliktaban imzalı Çocukları teknolojiden korumak başlıklı bir yazı okudum. Yazı genel olarak, 2000 yılından sonra doğduğu için Z-kuşağı diye adlandırılan kuşağın teknoloji ile ilişkisini sorguluyor. Top oynamak yerine oyun konsolu önünde zaman geçiren çocuklarla, büyük teknoloji devi firmaların yöneticilerinin hiç teknoloji ile tanıştırılmayan çocukları iki ayrı örnek olarak verilmiş.  Yazıda Z-kuşağı çocuklarının teknoloji nedeni ile çocukluklarının elinden alındığı ama bu teknolojiyi bizlere sunanların çocuklarının el becerisi ve yaratıcılık odaklı okullarda okudukları ve teknolojiden uzak tutuldukları özellikle vurgulanmış. Ben bu iki uç örneğin kıyaslanmasından çocukları teknolojiye bulaştırmamak lazım sonucunu çıkardım ve düşünmeye başladım.

Sanki, her konuda olduğu gibi, teknoloji konusunda da ya hep ya hiç gibi bir mantıkla karşı karşıya kalıyoruz. “Bizim zamanımızda böyle değildi, vah yavrular ekrana takılıp kaldılar, çocukluklarını yaşayamıyorlar” yaklaşımı da bu çerçevede doğru olmayabilir. Bizim zamanımızda olan fırsatlar da yok artık çocuklar için. Yollardan tek tük araba geçen sokaklar, alabildiğine koşturabildiğimiz boş arsalar yok. Şanslı azınlıktakilerin duvarlar içinde pek güzel siteleri var tabii. Ama Türkiye’de kim çocuğunu dışarıya oynamaya salabiliyor yalnız başına? Her dönemin olanakları ve olanaksızlıkları bir bütün olarak geliyor bana kalırsa. Teknoloji de Z kuşağının hem avantajı, hem dezavantajı. Ben, hiçbir annenin çocuğu konusunda “oh gitsin başımdan da, dursun ekranın önünde, bana ne” yaklaşımında olduğuna inanmıyorum. Bazısı daha rahat olabilir. Bazısı sınırlar koymakta zorlanıyor olabilir. Olabilir de olabilir ama ben bu  “ideal” anne tanımları ile “kötü” anne tanımları arasında bir yer olması gerektiğini düşünüyorum.  Açıkçası biz bu sitede, teknoloji konusunda, bu aradaki yeri bulmaya çalışıyoruz.

Saatlerini ekranların karşısında geçiren, 4 yaşında amazon.com’dan alışveriş yapan, evin içinde annesine sms atan çocuk modelleri Türkiye’de ne kadar yaygın gerçekten bilmiyorum. Amerika’da da, Türkiye’de de, benim yakın çevremde yok açıkçası. İzin verirsen, çocuk bu sayılanların hepsini yapabilir. İzin vermek de vermemek de anne babanın tasarrufu altında. Fakat tesadüfen birisi beni ve çocuklarımı iki ayrı zaman diliminde gözlemlese, birinde “işte tipik Z-kuşağı annesi, bağlamış çocukları televizyona, telefonda konuşuyor” da diyebilir; “aaa ne güzel, çocuklar bahçede vıcık vıcık çamurla oynuyorlar. Biz de böyle yapardık” da diyebilir. Ancak hepimizdeki genel eğilim, o anki algımıza göre biraz da işimize gelen kısmı ele alarak genellemeler yapmak. Restoranda yan masada oturan iki kadın ve iPhone’u ile oynayan bir çocuk gördüğümüzde, “işte sorumsuz anne, bağlamış çocuğu iPhone’a, kendisi arkadaşı ile sohbette” demek kolay ve içerisinde “ben asla yapmam” gururlanması da var sanki biraz. Nereden biliyoruz peki? Ben o masadaki sorumsuz kadın çok rahat olabilirim mesela. Aylardır görmediği bir arkadaşı ile bir kahve içme şansını zorla yakalamış bu kadını şarj edecek o yarım saat var ya, günün ilerleyen saatlerinde belki de çocuğunu çamurla oynatma ve ardından gelen tüm pisliği temizleme sabrı da verecek. Neyse, bunları yazmamın sebebi, çevremizde diğer ailelere ilişkin yaptığımız anlık gözlemlerin doğru olmayabileceğini söylemek.

Televizyon seyretmesine, elektronik oyun oynamasına izin verilen her çocuk otomatik olarak el becerilerini geliştireceği zaman diliminden çalıyor diye düşünmek bana doğru gelmiyor. Sanki ekranı çocukların hayatından çıkarınca yerine harika el işleri, projeler, hayatı deneyimlediği oyunlar katabilecekmişiz gibi davranmak ne kadar gerçekçi?  Bir çocuk ekrana bağlanmak yerine annesine yemek yaparken yardım da edebilir; etraf batar çıkar, yarım saatlik yemek birbuçuk saat olur ve tabii ki çok keyifli bir aktivite olabilir. Olsun da zaten. Peki bu günlük yaşam rutini içinde her allahın günü yapılabilir mi? Pardon, belki de soruyu şöyle sormam lazım, yanınızda bir  ya da iki yardımcı olmadan her allahın günü yapılabilir mi? Bir Waldorf okuluna çocuğunuzu gönderecek kadar paranız varsa zaten evinizde de bir sürü yardımcınız vardır. Yoksa kendim yaparım diyorsanız ve tek başınıza yapıyorsanız vallahi helal olsun size, zaten diyecek sözüm yok. Sözüm, benim gibi bunu sürekli  yapamayanlara. O yüzden, biraz daha gayretle teknolojinin dezavantajlarının azaltılabileceğini ve hem çocuklar için hem de ebeveynler için maksimum yarar elde edecek hale getirebileceğimizi düşünüyorum.

Sonuç olarak en baştaki sorumuza dönecek olursak: Biz diyoruz ki, çocukları teknolojiden korumanın yolu çocukları teknolojiden mahrum etmek değil, teknolojiyi sınırlamak; hem kendimizi, hem çocuklarımızı teknoloji konusunda bilinçlendirmek. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?



Pin It on Pinterest

Share This