Kadınlara Mutluluk Reçetesi diye Dayatılanlar…

Kadınlara Mutluluk Reçetesi diye Dayatılanlar…

Yazan: Pınar

Okuyucular

Gerçekten bir kadının mutlu olması için gerçekleştirmesi gereken  gizli koşullar var sanki; oradan buradan, hepimize, gizli gizli sokuşturulan koşullar bunlar.  Aslında, çoğu kez birbiri ile de çelişen ve her kafadan başka ses çıkaran bu koşulları sağlamak  o kadar tesadüfi, o kadar göreceli ve kişiye özel ki, her allahın günü bir şekilde bunlarla karşılaşan bir kadının, bunlara kulak tıkamazsa, mutlu olmasına imkan yok. İşte gizli gizli  kadınlara dayatılan tek tip mutluluk reçetesinin olmazsa olmazları:

Zayıflaaaaa: En büyük mutsuzluk konusu. Mutlu olmak istiyorsan doğur ya da doğurma illaki zayıf olacaksın. Doğumdan sonra kilo verene “aferin, bak kendine ne güzel bakmış” (açılımı, “veremezsen aferin yok sana, kendine bakamamışsın işte”. ) Doğumdan sonra kilo veremeyene “daha verirsin canım” ama illaki baştan aşağı süzen kınayan bakışlarla. “Ay nedir bu evlenen kadınlar kendini salıyorlar” var bir de, hiç ağzımı açmayayım.

Okumak şart: Şart tabii ama mühendislik, tıp, avukatlık, öğretmenlik. Diğer bölümleri, hele ki annemize, konu komşuya bir cümle ile tarif edemiyorsak, tercih etmiyoruz.

Kariyer yap: Mümkünse akademik kariyer. Master/doktora yap, okulda kal; kadın için en güzeli akademisyenlik (????) Ama 35’ine kadar doktora da bitecek, iki çoçuk doğurma işi de, ona göre ayağını denk al. Akademik kariyer yoksa, iş bul. Bir yerde hemen müdür ol, o kadar okudun, öyle sıradan birşey olmaz.

Nişanlan: Yaşın 30’una gelmeden mutlaka, aman diyeyim. Hayalindeki kişiye ratlamadın mı? Sanki herkes rastladı.

Evlen: Nişanlılığı uzatma hemen evlen.

İlk çocuğunu doğur: Aman geç kalma, hemen hamile kal. Ama öyle evlenir evlenmez de değil. Kız ya da erkek farketmez, sağlıklı olsun yeter. Allah korusun “sağlıksızsa” zaten ayrı bir yazı dizisi…(Normal doğum yap “ay köyde misin, ne gerek var o kadar acı çekmeye”, sezaryenle yap “sezaryenle dedem de doğurur, yiyorsa normal doğur” gibi ayrıca uzar gider bu kısım)

Çalışan anne ol: Bu toplumun bazı kesimlerine göre değişen bir konu olsa da şu parlak anne-çocuk dergilerine göre ideali, kariyer de yaparım, çocuk da. Ama unutma, çok çalışırsan ihmalkar olursun. Yani vaktinde evde ol, çocuk hasta diye toplantı kaçırma. Bebek anne sütü alsın diye kaygıların olmasın,iş ortamında süt sağıcam falan diye abartıp taleplerde bulunma, mama yiyerek de büyüyebilir. Hatta pirinç unlu muhalebilerle büyüyenlere ne olmuş ki… Eğitimli olup çalışmama konusu pek aklından geçmesin. Az çalışırsan ya da evden çalışırsan çalışmamakla eş, evdeki soğanlardan sen sorumlusun. Hem eğitimlisin hem de evde çocuk bakıyorsan,  hem boşa harcadın kariyerini, hem koca parası yiyorsun, utan. Hiii bir de yardımcın mı var? Eee koca gün sen ne yapıyorsun boş boş?

Çocuklarını kitaplara/uzmanlara  göre büyüt: Aferin, valla çok “biliçlisin”. Ancak “bilinçli” olmakla “pimpirikli” olmak arasındaki çizgiyi nasıl çizersin bilemem. Her an seni, “aferin çok bilinçlisin”den “ay abartma, köydeki çocuklar nasıl büyüyor” noktalarına savuran birileri çıkar, mutsuz olursun.

Çocuğunu emzir: Ama 6 ayı geçirip abartma. Hele 1 yılı geçirirsen, yine hiii, aman allahım, delirdin mi?

İkinci çocuğunu doğur: ilk çocuğun kızsa erkek, erkekse kız doğur. Yapamadıysan, sanki senin elinde, “hayırlı olsun ” yerine “olsun”la yetin. İkiz doğurursan ve ikisi de aynı cinsiyetten olursa da “eh, ne yapalım, olsun”. Çünkü bu işin “ideali” bir kız bir erkektir. ikisi arasında iki yaş olsun, arayı açmamak lazım . Yaşı çok yakın tutarsan da “ikiz gibi” büyürler zor olur. (Alakasız ama hemen not düşeyim “ikiz gibi ” ya da “ay benimki ikize bedel” lafları çoğu ikiz annesini feci çileden çıkarır aklınızda bulunsun).

Bütün bunları 35’ine kadar yaptın yaptın, sonrasında yaparsan da mutluluk yolunda kayıpların olabilir. Bir de bunlar var, sakın ha düşünmeyesin, mutsuz olman garanti. Sen mutsuz olmasan da mutlaka bunlar yüzünden mutsuz edilirsin:

Hiç evlenmemek: Olur mu canım, evlenmeyende bir sorun vardır.

Evlenip çocuk doğurmamak: Olur mu canım öyle şey, mutlaka bir sorun vardır, yazık!

Evlenmeden çocuk doğurmak: O da ne demek, öyle bir seçenek var mı?

Kendi cinsinden biri ile evlenmek: Başımıza taş yağacak.

Kendi cinsinden biri ile evlenip çocuk büyütmek: Sen yurtdışında kala kala kendini şaşırmışsın.

Tek çocuk doğurmak: Kardeşsiz olmaaaaz.

Üç çocuk doğurmak:  Bir açıklaman olmalı böyle bir şey yaptıysan bu devirde. Sonuçta “tek çocuk hiç çocuk, üç çocuk çok çocuk”.

Boşanmak: Boşanmak olmaz. Hele çocuk varsa boşanmak için çok geçerli sebeplerin olmalı, kocanın seni öldürmeye kalkması falan. Yaptığın zaten şımarıklık , zamane gençlerinin herşeyi var da ondan anlaşamıyorlar.

Sonuç olarak 35’ini geçtiğinde 40’larına yaklaştığında bir kocan olsun, bir kızın, bir oğlun olsun, parlak kariyerli ama zamanında çıkabildiğin bir işin olsun, evin olsun, araban olsun, ay çocukların “pırlanta” olsun, kocan da “tam bir beyefendi”, sen “yaşını sakın belli etme”, her daim güzel bakımlı ol, çocuklarının gurur duyacağı annesi ol. Bunlara sahipsen “mutlusun” aman ha sakın belli  etme, “nazar değer”. Bunlar yok mu hayatında içeriden bir “geçmiş olsun” yüzüne karşı kuru kuru “sağlık olsun”; bazılarını tutturduysan da “daha ne olsun”.

Olmasın böyle tarifler, olmasın. Kimsenin seçimleri, başkasına koşul diye dayatılmasın. Bu koşullara kulak tıkamak, dayatılanlara karşı çıkmak, kendi bildiğinden şaşmamak da kızlarımın kulağına küpe olsun. Ben başka ne diyeyim?

photo credit: ♥KatB Photography♥ via photopin cc

 



4 Yorum

  1. Çok güzel yazmışsınız kaleminize saglik.

    • Teşekkürler 🙂

  2. aha ha ha:))) eline saglik!

  3. Yazilarinizi cok basarili buluyoruum cok akici bir diliniz var severek okuyorum 🙂

Pin It on Pinterest

Share This