21. Yüzyıl Öğretmeni Üzerine Düşünmek

21. Yüzyıl Öğretmeni Üzerine Düşünmek

Yazan: Pınar

Bugün öğretmenler günü. Ben bir öğretmen ailenin çocuğuyum. Eşimin ailesi, akrabalarımın çoğu, benden iki yaş küçük kardeşim ve dolayısıyla yakın çevremiz de öğretmen. Dolayısıyla kendi öğretmenlerimin sınıftaki halleri dışında öğretmenlerin hayatı bana hiç yabancı değil. Ayrıca iyi okullarda okudum ama gayet kötü öğretmenlerim de oldu. Ancak ne yalan söyleyeyim, öğretmenler üzerine düşünmeye kızlarımın okul serüveni ile başladım. Bu yazının konusu “değerini bilemediğimiz öğretmenlerimize minnet borcu”, ” cefakar öğretmenlerimizi bir gün dahi olsa hatırlayalım”, “atanamayan öğretmenlerimizin çileleri” falan değil. Bu yazının konusu 21. yüzyılda öğretmen daha doğrusu eğitimci olmak ne demek diye şöyle bir düşünmek ve ben bu yazıyı çocuklarını öğretmenlere, biraz da endişeyle, emanet etmiş bir ebeveyn sıfatı ile yazıyorum.

Eğitimci olmanın ne demek olduğunu düşünmenin gerekliliği, gözümden sakındığım çocuklarımı bir yabancıya emanet ettiğim ve çocuklarımın o yabancıyla benden daha çok vakit geçirdiğini farketmemle kafama dank etti. Öğretmen demek çocuğum için çok şey demek. Yeri geldiğinde, anne/babanın dedikleri bir kulağından girer öbüründen çıkar ama öğretmen öyle değil, uzun süre  çocuk için söylediği herşey kanun hükmünde kararname. Bir “yabancı” benim çocuğumu şekillendiriyor. O “yabancının” nasıl şekillendiği ve çocuğumu nasıl şekillendireceği sadece benim derdim değil, çoğumuzun derdi sanırım.

Peki hayatımızın tam ortasında olan öğretmen toplumda ne demek? Bir zamanların saygın öğretmeni herşeyin parayla ölçüldüğü bu günlerde pek de birşey demek değil gibi hissediyorum son zamanlarda. Kendimizi ve birbirimizi “değerli öğretmenlerimiz kanımız canımız” masalı ile kandırmayalım artık, maalesef uzun süredir çoğu meslek grubunun değerini o alanda kazanılan para belirliyor. Öğretmen saygınlığında ise para hiçbir zaman hiçbir ülkede belirleyici olmadı belki ama Türkiye’de bu durum değişti sanki. Çocuğu sınava girerken “En azından bir öğretmen olsun” diyen ailelerden tutun, “öğretmen maaşları düz memura haksızlık” diyen başbakana kadar. Öğretmenler günü nedeni ile bir sürü haber çıkıyor ve duyuyoruz ki öğretmenler de mutsuz.

Son zamanlarda eğitimde Finlandiya modeli vs gibi konular dönüyor. Finlandiya ne yapmış da yapmış iyi bir sisteme sahip olmuşa cevap “minnacık Finlandiye’da para var, nüfus da az, yapar tabii azizim” kolaycılığında olmamalı. Bu cevaba ilişkin pek çok  yazı var (Türkçe olarak burada özetlenmiş kısaca). Bir de Singapur örneğinden bahsediliyor. Her iki örnekte de beni en çok etkileyen kısım öğretmen olabilmek için geçilmesi gereken zorlu süreç. Yani çocuğunu emanet edeceğin kişiyi en iyiler arasından seçilmesi kısmı. “Öğretmen olmak kolay, daha da zorlaştırılsın, öğretmenlerin yaşadığı zorluklar daha da arttırılsın” demiyorum. Ama her önüne gelen, ucundan puanları tuttu diye öğretmen olamasın, akademik olarak en iyiler, bu yola baş koyabilecekler  öğretmen olsun, öğretmenler çağa uygun donanımda yetiştirilsin, öğretmen olana maddi-manevi her türlü destek sağlansın, kendilerini sürekli geliştirmeleri ve çağı yakalamaları için fırsatlar yaratılsın ve verdikleri emeklerin karşılığını da fazlasıyla alsınlar diyorum. Öğretmenlerin gelişiminde yaz tatillerinden önce zorla gidilen hizmet içi eğitim semineri mantığı aşılsın diyorum. Öğretmenlerin koşulları “sadece memurlara değil herkese haksızlık olacak” şekilde iyileştirilsin istiyorum. Haksızlığa bin kez razıyım çünkü bir tane “mutlu, yaptığı işi seven, ne yaptığını bilen, donanımlı, idealist bir öğretmen” bir sürü çocuğun hayatını, dolayısıyla toplumu değiştirmeye muktedir.

Gelişen teknoloji çağa damgasını vuruyor, ve mevcut eğitim sistemlerinin farklı bir çağın ihtiyaçlarına göre kurgulandığından* hareketle herkes reform peşinde. Haliye öğretmenler de bu reformun en önemli parçası. Çok basit bir arama yapın, göreceksiniz ki herkes harıl harıl 21. yüzyıl öğretmeni nasıl olmalıyı tarif etmeye çalışıyor. Bu tarifler teknolojiyi takip edebilen ve sınıflarında kullanabilen öğretmenleri içeriyor. Bir liste buldum ki benzer listeler çok fazla, teknolojiye dair tam 33 madde sıralanmış öğretmenler için. Birazını sayayım: her türlü dijital, mobil aracı kullanarak farklı ders materyalleri hazırlayabilme, sosyal ağlarda aktif olma, blog ve wiki aracılığı ile online içerik yaratabilme, online güvenlik konusunda bilgi sahibi olma, akademik aşırmayı farkedebilme araçlarından haberdar olma,  teknolojik sunuşlar hazırlayabilme  ve liste uzayıp gidiyor. Bu ingilizce yazılmış listeye ek olarak da “gelişmeleri takip edecek seviyede ingilizce bilmeyi”  ben koyuyorum. Bu sırada bizde de teknolojinin önemine vurgu yapmak için öğretmenlerin öğretmenler günü akıllı tahta ve tabletlerle, e-mail mesajları ile kutlanıyor, ne mutlu bize! Öğretmenlerin işi kolay değil ama öğretmenleri de sütten çıkma ak kaşık bulmuyorum onu da itiraf edeyim de içimde kalmasın. Merak ediyorum kaç öğretmen sistemin sınırları içinde kaybolup gidiyor ya da kendisine ben bu çağa ne kadar ayak uyduruyorum diye sorup sınırları kendi çabasıyla zorluyor. Eminim bireysel çabalar vardır. Ama genel olarak milletçe bazen çok çabuk sisteme teslim olduğumuzu ve bir sihirli değneğin (ki bu değnek genelde devlet) sistemi değiştirsin diye beklediğimizi düşünüyorum.

Uzun lafın kısası, çocuklarımızı emanet ettiğmiz kişileri diğer başka meslek grupları ile aynı kefeye koyup karşılaştırmaya bari anneler olarak karşı çıkabilsek. Öğretmenler için atılacak her olumlu adımın hepimize katlanarak döneceğinin farkına varsak. Eğitimde kaliteyi sınıflarda dağıtılacak tablet sayısına indirgenmesine izin vermeyebilsek.  Öğretmen eğer donanımlıysa tek tableti ile tabletsiz bir sürü öğrencinin ufkunu açabilir. Ama yeterince donanımı olmayan kişileri teknolojiye boğarak eğitimde reform beklemenin hayal olduğunu görebilsek. Kısacası “yatırımı sınıfa mı yapmak lazım, öğretmene mi”  konusunda düşünenlerin sayısı artsa…İşte biz sadece anneyiz ya, son 4+4+4 olaylarından sonra iyice bizi kim dinler ki hissi içindeyiz ya, olsun yine de söyleyelim dedik…

Bugünü bahane ederek öğretmenlerimize saygılarımızı ve teşekkürlerimizi sunuyoruz…

*Sir Ken Robinson’un eğitim üzerine sunuşlarını mutlaka seyretmenizi tavsiye ediyoruz.

 photo credit: Old Shoe Woman via photopin cc



Pin It on Pinterest

Share This