Anneler arasında “modalara kapılmama” modası

Anneler arasında “modalara kapılmama” modası

Yazan: Pınar

Modayı herhangi bir alanda varolan bir eğilimin başka bir eğilimle yer değiştirmesi ve çoğunluk tarafından kabul edilmesi olarak alırsak, her döneme ait başka başka annelik modalarından söz edebiliriz. Ancak bizim kuşağın annelik modaları ile ilgili en büyük sorun, teknolojinin getirdiği bilgi bolluğu nedeni ile modaların çok hızlı bir biçimde değişmesi ve konu bolluğuna göre de moda bolluğu olması. Haliyle verdiğimiz her annelik kararı ile, istesek de istemesek de, kendimizi başka bir annelik modasının parçası olarak bulmamız kaçınılmaz. Bana bu yazıyı yazdıran da Blogcu Anne’nin eleştirdiği çocuk-erkil aile modası ve bu modaya verilen tepkiler. Baktım yorum diye yazdıkça yazasım gelmiş, ben de en iyisi burada yazayım dedim. Bence yeni bir akımın eşiğindeyiz, modalara kapılmama modası. Şimdilerde bunlar “in”-bunlar “out” çerçevesinde annelik yapıyoruz. Bir süre önce,  “çocukla kaliteli zaman” akımı ile başlayan adı o zamanlar konmamış olan “çocuk-erkil aile” modası “in” di, şimdi ise “çocuk-erkil aile” modası “proje çocuklar”, “z-kuşağı çocukları” vs gibi versiyonları ile hızla “out” olma yolunda sanki.

Açıkçası “çocuk-erkil” aile modası çerçevesinde “3 senedir saçımı süpürge ettim sinemaya gitmedim” gurunu duyanlara ki, sayılarının tahmin edilenden az olduğunu düşünüyorum, açık destek veriyorum. Yani şu annelik serüveninde huzur içinde yaptıklarından gurur duyan kaç anne tanıyoruz ki? Valla benim gözlemime göre, kendim de dahil, çoğunlukla vicdan azapları ile kıvranan, annelik yolunda kendisiyle pek de gurur duymayan, o uzman senin bu uzman benim özetler çıkaran, bunun sonu olmadığını farkedince “aslında gerek yok ” diye rahatlamaya çalışan, sonra kendi yolunda birşeyler yapan, yaptım o kadar paylaşayım, birilerine faydam dokunsun diye bloglar yazan bir kuşağız işte. Gurur duyanlar varsa da ne güzel işte, kendini iyi hisseden anne eşittir kendini iyi hisseden çocuk ihtimalinde artış.

Yani üç çocuk annesi olarak ben de aynı durumdayım, sevdiğim bir sürü şeyi 6 senedir yapamıyorum. Bundan gurur duyamıyorum ve çoğunlukla isyan ediyorum. Eee görünen o ki çoğumuz isyanlardayız ve görünen o ki durumu değiştiremiyoruz. O zaman bari bundan gurur duysaydım diyorum, daha mutlu bir insan olabilirdim belki. Bununla gurur duyanlar varsa bunun “haklı” ya da “haksız” gururunu o kişilerin elinden almaya çalışmasa psikologlar. Yani bir uzman deyince olmuyor bu işler, “kocanızla başbaşa tatile çıkın ilişkinize iyi gelir”. Oldu, ben niye düşünemedim…Öyle günlerim oluyor ki topyekün herkesi bırakıp gidesim oluyor “tatile”. Biraz anneliğimle gurur duysam belki böyle günlerim azalırdı.

Bazen başka konularda gurur duyanları görünce de sinirim bozuluyor “şunu şunu yaptım,  çocuğum son derece kendinden emin, sevgi dolu, konuşkan, bıdı bıdı harika bir çocuk oldu”. Ben bu cümleyi kursam ertesi günü “allahın sopası” beni bu cümle yüzünden nasıl pişman eder var ya. Ama sinirim neden bozuluyor diye düşününce çıkıyor ortaya. Valla benim sinirim kıskançlıktan bozuluyor. Ne güzel işte, vermiş kararlarını bir anne, sonuçlarından da memnun demek. Verdiği annelik kararları ile mutlu olan, sonuçta ortaya çıkan çocuğu verdiği bu kararlara bağlayabilen ve bununla gurur duyan bir anne varsa “oh ne güzel”. İllaki “yok, o öyle değildir, o” deme ihtiyacımız var.

Ben çocuk-erkil modasının yeni çıktığını düşünmüyorum. Hep öyleydi. Çocuk doğurursun hayatının merkezine oturur, hem de poposunu yaya yaya, hiç kalkmamacasına. “Hayatımın merkezine oturtmayayım” kararını çocuktan önce almışsındır belki, o yüzden çok uzun süre “cool anne” modasını takip edersin. “Ben sürekli çocuğundan bahseden bir tip değilim“, “Ben öbür annelere benzemem“, “Hayatımdaki sevgi artışı dışında hiçbir şey değişmedi, değişmesin diye bak neler yapıyorum” diyerek kasar da kasarsın. Moda olduğunu bilmezsin uzun süre ama üç-beş derken bir sürü kişide aynı şeyleri görünce modanın parçası haline geldiğini farkedersin. Eee çünkü aynı kuşağız ve çocuklarımız da bugün bu yaptıklarımıza hayretle bakıp “annelerimiz” diye başlayacaklar genellemeye.

“Annelerimiz” için bile benzer durumlar vardı. Ben çok nadir hatırlıyorum babamla annemi başbaşa bir yere giderken, bizi kime bırakacaklardı ki? Ancak anneannemler geldiğinde, onu da bir bırakırsın iki bırakırsın sürekli yüzün tutar mı? Valla benim tutmuyor. İşte ancak bizi evde yalnız bırakabilecekleri yaşa geldiğimizde gidiyorlardı. Ondan önce eş-dost görüşmeleri vardı, bizi de mecburen yanlarında torba gibi taşırlardı. Öyle, koltukta falan uyuyakaldığımızı hatırlıyorum. O zaman bloglar falan olsa, “ay ne sorumsuzluk çocukları rezil ediyorlar” yorumları da olurdu kesin. Yıllar öncesinde çocuksuz günlerimizde bir gece bir yerde eğlenirken yan masada bir kaç aile vardı; çocuklar sandalyeler üzerinde sefil sefil uyuyorlardı. Hatırlıyorum, “ay çocukları sefil etmişler” diye kınadığımı. Belki yılda bir kez, çocukları merkeze koymaktan vazgeçmişlerdi, ya da hep öyleydiler? Ve kime neydi aslında…

Çocukları için ya da çocukları yüzünden sinemaya gitmemekten/gidememekten gurur duyan bir aile varsa ben onların arkasındayım. Zaten sinemaya gidemiyorsun ama bunu dert etmemeyi de başarmışsan “gurur duy kendinle” diyorum. “Çocuğumuzla kaç saat oynarsak iyidir” sorusunun altında yatan güvensizliğin, telaşın  suçunu da biraz uzmanlar üstlensin istiyorum. Daha düne kadar “çocukla kaliteli zaman geçirmek önemli”, “her gün bir yarım saat çocukla birebir zaman geçirmek şart” laflarını hiç kimse bir yerinden uydurmadı. Hem zebil gibi anne-baba seminerleri yapılıp dursun sonra da bunları yapmaya çalışanlar “konuyu yanlış anlamış” olsun, “abartıyor” olsun. Herkes binlerce bilgi bombardımanı eşliğinde çocuğu için en iyisi olacağına inandığı şeyi yapıyor. Kimine göre çok fazla, kimine göre az bile. Çocuğu için en iyisi olup olmadığını da hiç kimse hatta çocuk bile büyünce bilemeyecek. Uzmanlar da üstüne makale yazacaklar uzmanlıklarına uzmanlık katmak için. Sonuçta çocuklarımızın hayatta iyi yaptıkları şeyler için biz annelerin övüleceğini de hiç sanmıyorum, sadece kötü yaptıkları şeyler için suçlanacağımızı tahmin edebiliyorum. Dolayısıyla becerebiliyorsak bugün yapabildiğimiz kadarıyla gurur duysak yeter.  En azından kendimizi daha iyi hissederiz. Kendimiz yapamıyorsak da bari duyanların gurunu elinden almasak. Ne de olsa elimizden gelen sadece bu…

İşte gururlu ve mutlu bir anne örneği. Bence süper, gerçekten…

photo credit: atomicjeep via photopin cc



6 Yorum

  1. biz de bu durumda çocuk erkiliz. Çocuk sahibi olmak da bu demek bence. İsyan ettiğim yorulduğum zamanlar da oluyor tabiki. Ama Karan olmadan huzurlu değilim. Biraz daha büyüse de animasyon izlemeye gitsek diye hayal kuruyorum bazen. Eğer bir çocuk daha da olursa allah aşkına mümkün mü çocuk erkil olmamak? çocuğumu bakıcı sevsin büyütsün diye doğurmadım ki. İşten geldiğim gibi Karan’la zaman geçiriyorum, yorulsam da bir sürü şeyi özlemiş olsam da, büyüyene kadar böyle..

    • Aslında ben kaçınılmaz olarak çocuk-erkil olmak durumunda olduğumuzu, bu işin doğasının bu olduğunu düşünenlerdenim. Her aile kendi koşullarına göre koşulları esnetebiliyor, esnetemiyor. Duruma isyan etmektense kabullenmeye çalışmak ve kendime, aileme göre çıkış noktaları aramak yani koşullarımı esnetmeye uğraşmak bana daha iyi geldi. Ama herkes farklı, herkes kendine neyin iyi geldiğini buluyor haliyle…

  2. Benim eleştirdiğim, mutlu ve yeterli bulduğun bir yaklaşımı benimsemekten çok emin olmadığın halde, sırf çocuğunu tatmin etmek için bir şeyler yapmak ve sonrasında da “bunu bunu yapıyorum, sizce yeterli mi?” diye uzmana danışmaktı. Bir anne/baba hayatını tamamen çocuğunun etrafında planlamış ve bundan sıkıntı duymuyorsa, ya da duyuyor ama bununla barışıksa ne mutlu onlara.

    Ebeveynlik konusunda yer yer özgüven eksikliği duyan bir insan olarak -ki blog tutmamın çıkış noktalarından biri de budur- ben de yaptığım birçok şeyi sorgulayıp, aynen sizin dediğiniz gibi isyan noktasına geliyorum. Ancak sanırım -belki de çocuklarımın yaşı itibarıyla- bazen, bazı konularda doygunluk noktasına geliyorum. Psikolog Pınar Mermer’in çok sevdiğim bir yaklaşımı var: “Mükemmel değil, yeterli anne-babalık” diyor. İşte çocuk-erkil yaklaşım, benim bu “mükemmel” bulduğum tarifle pek bağdaşmıyor. Ne bağdaşıyor derseniz, yüreğinin sesini dinlemek; ki o da bunca bilgi bombardımanı, yeni “akım”, “moda”, ve “trend”ler arasında git gide zorlaşıyor.

    • “Mükemmel değil, yeterli anne-babalık” sloganını ilk duyduğumda çok hoşuma gitmişti. Ama sonra yine aynı yerde saydığımı farkettim, sadece sıfat değişmişti aslında. Çünkü kafalarımızda bilgi bombardımanı ile etkisiyle fazlasıyla oluşturulan bir “olması gerekenler” çıtası var. Hepimizde farklı bir seviyede olduğu için bu çıtaya “mükemmelikte son nokta” ya da “yeterli olduğun nokta” demek anne açısından birşey değiştirmiyor. O çıtanın yüksekliğini zaten annelik kararlarımız belirliyor. Bazılarımız o kararların üzerinde fazlasıyla düşünüyor, bazılarımız güvendiği birinin kararlarını üstünde düşünmeden uygulama yolunu seçiyor, bazılarımız uzmanların dediğinden çıkmamaya çalışıyor, bazılarımız denge olsun, iç sesimizi de unutmayalım diyor. Dolayısıyla bir sürü ses var ortada. Ve ne kadar “hepimiz farklıyız” desek de, hatta farklı olmayı da içten içe istesek de, sonunda kendimizi bir gruba dahil edilmiş buluyoruz ve bu dahil olduğumuz grup çoğalınca, daha da beteri modayı takip ediyor oluyoruz.

      Ya aslında senin yazındaki çocuk-erkil aile tipini anladım. Ama o tipin de bu seslerden biri olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı yazma gereği duydum. Hepsi birer “annelik” kararı, bana sanki bu kararlarla ilgili biz anneler de uzmanlar da çok eleştirel oluyoruz, bu yüzden de gitgide kafası karışık mutsuz anne sayısı artıyormuş gibi geliyor.

      Böyle bir konuyu gündeme getirdiğin için sağol. Baksana hepimizin ne çok söyleyecek sözü varmış:-) Şimdi yine çay zamanı:-)))

  3. “Sometimes it is not enough to do our best; we must do what is required” sözü sanırım Churchill’e ait, veya her kime aitse harika bence. Duyduğumdan beri sanırım 8 sene falan oldu, kendime her zorlandığımda bu sözü hatırlatır, “yeterli” den fazlası olmaya çalışır, elimden gelenden fazlasını yapmaya çalışırım. annelikte de buna odaklandım. Çocuklar çabuk unutup çabuk avunuyor, çok sıradışı şeyler olmadıkça çocuklar mutlu varlıklar zaten. İleride iç dünyası huzurlu, vatana millete hayırlı bir insan olmasına katkım olacak mı onu sorguluyorum daha çok. Biliyorum ki bir gün “ama ben herşeyi doğru yapmaya çalıştım neden şimdi sonuçlar beklediğim gibi değil” diye hayıflanabilirim. En azından vicdanen rahat olmayı umuyorum :)(of lütfen bu çabalarımız işe yarasın lütfeenn 🙂

    • Elimden istediğim kadarının gelmediği zamanlar için üzülmemeyi halen öğrenmeye çalışıyorum. Bilmiyorum, ama beklediğimiz sonuçları ne kadar geniş tanımlarsak o kadar beklemediklerimizle karşılaşacağımızı düşünüyorum. O yüzden tek isteğim mutlu, huzurlu, vicdanlı olmaları sanırım…Göreceğiz hep beraber:)

Pin It on Pinterest

Share This