“Sıradan Annenin”, “Özel Çocuk”la İmtihanı

“Sıradan Annenin”, “Özel Çocuk”la İmtihanı

Yazan: Pınar

Bir sıradan* anneye özel bir annenin yaşadıkları gerçekten ne hissettirir? Ben bir özel annenin özel çocukları ile ilgili yazdıklarını ağlamadan okuyabilen var mıdır ki diye saftirikçe sorarken şu yazı “dan” diye geldi önüme bir süre önce. Özel bir anneye “zaten bozuk çocuk doğurmuşsun” diyebilen bir kadının haberi.  İyimser günümdeyim, “istisnadır, olabilir mi bu derece bir kalpsizlik” deyip geçeceğim ama geçemiyorum. Çünkü tam o sıralarda Ozan‘la ilgili bir olumsuz haber daha geliyor.

Aslında haber bildiğimiz haberin devamı da, şu lafa takılıyorum ne zamandır “….akademik başarı odaklı bir eğitim uyguladıklarını, velilerin de çocuğu istemeyeceği” gerekçesi. Sonra başka bir yazıya takılıyor gözüm “özel alt sınıf diye birşey vardı, korkardık oradaki çocuklardan, aynı anda çıkmazdık tenefüse“. Gerçekten öyleydi, ben de hatırlıyorum.Biz, o özel çocuklardan korkan çocuklar büyüdük, anne olduk şimdi.

Özel çocuklar ve anneleri söz konusu olduğunda biz sıradan annelerin hisleri ve davranışları çok geniş bir skalada yayılıyor sanırım. Bir uçta sayısının az olduğunu umduğumuz “kalpsizler” var, bence onlara birşey söylemeye gerek yok, bir işe yarayacağını sanmıyorum.Diğer uçta bu konuda elden geldiğince birşeyler yapmaya çalışanlar var belki ama bana pek çoğu zaten özel anneymiş gibi geliyor. Arada ise bol miktarda “duygusal olanlar” “allah korusun”cular var. Benim de aralarında bulunduğum bu “duygusal olanlar“,”allah korusuncu“lar çok tehlikeli çünkü burada bir terslik var. Burada duran herkes bir dolduruşla iyi uca sürüklenebilirler, potansiyelleri müthiş. Ama aynı grubun özellikle kendi çocuğunun “çıkarlarına” göre kötü uca doğru kayma potansiyelleri de var, belki daha bile baskın. Bence okula özel bir çocuğun alınmasına tepki gösterecek veliler de bu grupta. Genel olarak “ay canım, tabii alınsın okula” yorumları ve “alınsın ama benim çocuğumun sınıfında olmasın” olarak karşımıza çıkan gerçek durum bu grubun eseri. Okuduğun bir yazıya “olur mu hiç” demek çok kolay. “Ben bunu hayatta yapmam” demek de çok kolay, facebook da birşeyleri paylaşıp, twitter da atıp tutmak da. Ama insan bu, koşullara bağlı olarak  “bu hayatta herşeyi yapabilir” bana kalırsa. Ve çoğunluğun halen “iyi niyetli” olmasına karşın farklı koşullarda hiç de bu iyi niyete uygun davranmadığını daha doğrusu davranamadığını, bunun da çoğunlukla bilinmeyene karşı duyulan korkudan, hepimizin içinde saklı ama koşullara göre fırlamaya hazır duran bencillikten kaynaklandığını düşünüyorum. Ve benim de başıma geldi.

Kızlarımı ilk kez anaokuluna başlattığımda 2.5 yaşındaydılar. Bir sürü anaokulu dolaştım klasik. İçime çok azı sindi, sinenlerin pek çoğunda bekleme sırası vardı, bilirsiniz ne zor iş. Beğendiğim bir tanesinde bir gün uzaktan sınıf öğretmenini izledim. Sınıfta olan üç çocuk koşup koşup öğretmene sarılıyordu. Öğretmen de onlara. Bir çocuk dikkatimi çekti, yaşının diğer çocuklardan büyük olduğu çok belliydi. Bu çocuk, Aidan, farklıydı. Özeldi bence ama onu özel yapanın ne olduğunu hala bilmiyorum. (Bu da bizim öğretilerimizde yok ya, ayrı bir yazı konusu. Ayıp olur hissi içinde farklılığı görmezden gelme sendromu). Ancak ilk başta onun  “özel”liğinin ancak olumsuz kısımları göze çarpıyordu. Mesela Aidan strese girdiğinde kafasını  bir yerlere vurabiliyordu, diğer çocuklara nazaran daha çok bağırıyordu ve ısırma huyu vardı, sadece kendini ısırıyordu ama kim bilebilirdi ki, arada şuursuzca ağzına kumları da tıkıştırıp duruyordu. Öğretmen haliyle onunla daha çok ilgilenmek durumunda kalabiliyordu, ya da kalmıyordu ama benim gibi sıradan bir anneye göre “kalma ihtimali” çok yüksekti.

İç huzuru ile “olsun, ne yapalım” diyemedim, düşündüm. Ne yalan söyleyeyim, korktum da. Sonra kendi kendime şunu demeyi başardım, “sınıfta onları ısırabilecek başka arkadaşları da olabilir”di, “farklılıklarla yaşamayı ne kadar önce başlarlarsa o kadar iyi”ydi. Şunu da düşündüm “öğretmen özel ihtiyacı olan bir çocuğun özel ihtiyacını bu derece sevgi dolu karşılayabiliyorsa benim çocuğumun da ihtiyacını karşılar”dı. Sonunda kızlarım ilk olarak o sınıfta anaokuluna başladılar. Zaman içinde kızlarımda kendini ısırma gibi denemeler de gördük ve içten içe suçu Aidan’a da attık ama belki bu huy Aidan’dan da gelmiyordu. Derken diğer “normal” arkadaşlarından da iyi-kötü bir sürü şey öğrendiler, bir dönemdi iyisiyle kötüsüyle geldi geçti.Kimbilir benim çocuklarımdan hangi iyi-kötü huy diğer çocuklara geçti?

İşin acı tarafı pek çok özel çocuğun anlattığım gibi özellikleri de yok öyle abartılacak, korkulacak, normal bir çocuktan farklı olan. Ama işte “göze çarpan” “farklılığından” ötürü kafalarda yaratılan “potansiyel” problemler var. Sırf bunlardan dolayı da bir sürü  özel annenin kendi çocuğunu “zararsız valla” diye anlatmaya çalışan bir durumu da var. Çocuğum ne kadar çok farklı insanla bir araya gelirse o kadar “farklılıklara karşı toleranslı” olacağına yürekten inanıyorum ve ben ömrüm boyunca zaten buna inandım. Ama sorun şu ki, utançla kendi çocuğuma duyduğum o bencil sevginin nasıl korkuya dönüşebildiğini ve bizi kendi rayımızdan nasıl  çıkarabilme potansiyeli olduğunu da gördüm.

Bu noktada neyle mücadele etmeliyiz peki? Bence önce kendimizle mücadeleye başlamak gerekiyor. Biraz empati, biraz vicdan, ve “hayat sadece kendi çocuklarımızın çevresinde dönmüyor” kabulu gerekiyor galiba…Kendi çocuğumuzun ve aslında kendi rahatımız için kıydığımız öbür çocuğun annesi pek ala biz de olabilirdik, allah korusun ama olabiliriz de, hayat bu. Korktuğumuz zaman bunu hatırlayıp kendimize gelmek lazım en azından…

Sonuçta özel annelerin yaşadıklarına üzülenler, gözleri dolu dolu olanlar, “ah içim kaldırmıyor okuyamıyorum bunları” diyenler, kendinize sorun bir bakalım, özel bir çocuk kendi çocuğunuzun en iyi arkadaşı olsun ister misiniz? Nasılsa kendinizle başbaşasınız, bilmediğiniz “farklı” bir çocukla  kendi çocuğunuzu yanyana koyun, aynı sırayı paylaştıklarını düşünün. Eğer içinizde korku varsa, “ne gerek var şimdi ekstra problem olasılıklarına” ise cevabınız, kendinizle mücadele zamanı. Çünkü kendi korkularımızla mücadelemizi kazanırsak, gün gelir özel annelerin zamanlarını davalarda harcamasına gerek kalmadan okula engelli diye kayıt etmeyen müdürleri, veliler olarak  bizler yola getirebiliriz. Değiştirmeye başlamadan önce değişmeye kendimizden başlarsak ancak özel anne Özge‘nin dediği gibi birimiz değil hepimiz bir oluruz ve bazı şeyleri değiştirebiliriz. Lütfen bir soralım kendimize, idealleri bir kenara koyalım, önce kendimize dürüst olalım…Korku kısmını aşınca da çocuğumuza engellilerle ile kurduğumuz ya da hiç kurmadığımız cümleleri bir gözden geçirelim.

* Lütfen “sıradan” kelimesine takılmayın. Hani derler ya tüm anneler özeldir ama bazı anneler daha özeldir. Yani daha özel çocukların daha özel annelerine özel deyince diğer annelere sıradan dedim. Bu kelimeleri zorlayıp duruyoruz  ya, kimse kusura bakmasın.

 photo credit: joeduty via photopin cc



Pin It on Pinterest

Share This