“Kariyer de Yapayım Çocuk da” Konusunu Eline Gözüne Bulaştıranlar da var

“Kariyer de Yapayım Çocuk da” Konusunu Eline Gözüne Bulaştıranlar da var

Yazan: Pınar

Okuyucular

Bir önceki yazımızda kariyer ve annelik konusunda elimizde bulunan seçeneklere bir bakmıştık. Şimdi ben neredeyse tüm seçenekleri denemiş, işi hep hayatının merkezinde olmuş üç çocuklu bir anne olarak bütün bunları nasıl elime gözüme bulaştırdığımın hikayesini anlatayım.

İkizlere hamile kaldığımda tam-zamanlı çalışan bir anne adayı idim. Allahım ne zor geçti o çalışma dönemi. Sürekli kusuyordum, sürekli uykum vardı.  Toplantılarda gözümü açık tutmak için sarfettiğim çabalar, ofiste beni kusturan ortamlardan uzaklaşmak için bulduğum yöntemler… Tek kelimeyle berbat bir dönemdi.  4. ayda tam rahatlayacağım derken erken doğum tehlikesi ile yatağa bağlandım. Doğurduğum son güne kadar sol yanımın üstüne yatık sağ elim klavye üstünde çalıştım. Fiziksel olarak da ruhsal olarak da çok rahatsızdım ama işimi kaybetmek istemiyordum, zaten öyle bir lüksümüz de yoktu ve üstelik şirketin bana sağladığı bir sürü anne adayına sağlanmayan bir olanaktı..

Bebeklerimi doğurduktan 1.5 ay sonra tam-zamanlı evde çalışma işime geri döndüm üç hafta sonra da ofise başladım.Yani sadece iki ay geçirdim evde hiç çalışmadan. Tabiiki ücretsiz izindi. Gözüm yaşlı, aklım bebeklerimde. Elimde süt pompaları, çocuk gelişimi dışında hiçbir konunun ilgimi çekmediği dönem, haliyle işimin de “hayatımda ilk kez” hiç ilgimi çekmediği, “ne oluyor bana” diye anlayamadığım dönem. O sırada yurtdışında olmama rağmen bebeklerime annelerim ve babalarım dönüşümlü baktı.

Çooook şanslıydım. İşten zamanında çıkabiliyor, sonra akşamımı bebeklerimle geçirebiliyordum. Aslında annelerim, babalarım, kocam elimi pek soğuk sudan sıcak suya sokmuyorlardı ama yine de çok yorgun hissediyordum. İşe gitmek hiiiiç istemiyordum, depresiftim çoğunlukla. Bebeklerimle ilgili her haber içimi sızlatıyordu “bunu da kaçırdım” diye. O zaman zaten şu lafı söylemeye başladım. “Hayatındaki en önemli yılı kaçırıyorsun, sanki cv’nle gömüleceksin”. Maddi nedenlerle çalışmak zorundaydım ama zorunda olmasaydım da cv’de çocuk yüzünden bir boşluk hayatta görmek istediğim en son manzaraydı.

Ben bunu derken şirketteki yeni yapılanma yarı-zamanlı çalışma imkanı verdi bana, tabii bonus olarak aile bütçesinde bir delikle. Yine de deliğe çok takılmadım, işe devam ama kendime daha çok vakit, çocuklarımla daha çok zaman demekti bu çünkü.  Hayatımdan genelde daha memnundum. Sabah uzun uzun çocuklarımla vakit geçirebiliyor, tam sıkılıp daralmaya başladığımda ofise gidiyordum. Ayrıca dışarı çıkmışken sporumu bile yapıp eve vaktinde dönebiliyordum. Bu kısım teoride süperdi de, kariyer dediğine de çocuk gibi emek vermek gerekiyor(muş). Önemsediğin bir işin varsa ona yarım gün emek vermekle tam gün emek vermek bir olmuyor(muş).  İş performansım gitgide düşüyor, bu konu da beni çok üzüyordu.

Çocuklar 2.5 yaşına gelirken kocam iş değiştirdi ve taşındık. Yine şanslıydım istifa etmeme gerek kalmadı; yarı zamanlı işimi ofisten eve taşıdım ve yarı zamanlı evden çalışma modeli başladı.Yeni bir şehir, anneler desteğinini bitişi, çocukların kreşe başlaması, ev ofis hayatına geçiş.  Diğer yarı zamanımda çok hevesle bir akademik projeye de başladım esnek zamanlı. Yani bir nevi tam zamanlı esnek çalışma durumu. Annelerimsiz hayat zorlaşmıştı, yemek, çamaşır, bulaşık, 2 yaş sendromlu çocuklar ama “kariyer de yapayım çocuk da” hedefli hayatım yine de ümit vadediyordu. Sanki evin büyük ablalığından evin anneliğine terfi etmiştim. Ama her terfi gibi sorumluluklarım da artmıştı.

Annelikte en önemli derslerden biri olan kreşin ne demek olduğunu,  o sene öğrendim. Çocuklar yeni tanıştıkları mikroplar nedeni ile sürekli evdeydiler. Yani hem çocuklara evde bakıyordum, üstüne de kreşe para ödüyordum.  Benim yarı-zamanlı ev işim, gece çocukları yatırdıktan sonra yaptığım gece işi haline dönmeye başladı. Çok hevesle başladığım projeyi ağır aksak yürütmeye çalışırken sonunda pes ettim. Yarı zamanlı işime o kadar az zaman kalıyordu ki çeyrek zamanlı iş olarak yapabiliyordum, ancak harcadığım zaman azalmış verimliliğim artmıştı o kesin. Ama ne ben işime ne de iş bana artık hiçbirşey katmıyordu. En hoşlanmadığım çalışan tipine döndüm: deadline takip edemiyordum çünkü illaki planlarımı değiştirecek birşey çıkıyordu evde. Genelde mutsuz ve yorgundum. Aslında herşeyi yapmak istiyordum ama  herşeyi yapamayacağımı kabullenemiyordum.

Ben ne yapsam şu ev-kariyer dengesini kursam derken üçüncü çocuğumu da doğurdum. Bazı durumları artık kabullenmem gerekiyordu ama ilk etapta ben yine tavrımı değiştirmedim.  Ve gündüz evde bebek bakıp akşam bütün çocukları yatırdıktan sonra çalışma modeline devam ettim. Allahım, aklımı kaçırmama az kalmıştı. Tabii annelerim babalarım aklımı kaçırmama izin vermedi, atlayıp geldiler de arada nefes aldırdılar sağolsunlar…Ancak ben ev modeli çalışmaya hep devam ettim ama artık lanet okuyarak…Üç çocuklu ev kadını olsam en iyisi diyordum ama istifa edemiyordum. O zaman ne olacaktı benim “kariyerim”?

Üstelik tüm gün evde çocuklarla kaldığımda, bu durum üstüste üç güne uzadığında ben bir psikopata dönüşüyordum. Çocukla kaliteli zaman bir yana, gözünün feri kaçmış, yaşama sevinci kalmamış annenin bizim evde bir halta yaramayacağı çok netti. Yemek yapmaktan, temizlik yapmaktan, çamaşır katlamaktan nefret ediyorum. Kim sever ki abuk prenses diyebilirsiniz, hiç alınmam. Bunları başkasının yaptığı, benim çalışmadığım, tek işimin çocuk bakmak olduğu çok az bir zaman dilimim oldu. Ama o zaman da iş konuları hep kafamın bir yanında huzurumu gölgeledi. Sadece “anne olarak durmanın nesi var”ı bir türlü kendime kabul ettiremedim.  Yine de o kadar yoruldum ki işe, güce, kariyere takmayı bırakma kararı aldım. Hayatın akışına saldım kendimi. Ama karar vermekle olmuyor, birşey beni “işim de işim, onca yıl o zaman ben ne için emek verdim” diye dürtüyor.

Sonuçta bazılarının ömürleri  deneyerek geçer, ben onlardanım işte. Bu kadar denemeden sonra “kariyer de yaparım çocuk da” modelinin  başarısında en önemli faktörün  annenin çevresindeki destek grubu olduğunu düşünüyorum. Bu zamana kadar aksak da olsa bir şekilde bugünlere geldiysem de arkamdaki iki anne ve iki babanın hakkı ödenmez. Sonuçta herkes kendi yolunu düşe kalka çiziyor işte, kasmamak ve de “bu daha iyi” diye tutturmamak lazım…Herkes için koşullar farklı, ben herşeye birden sahip olamayacağımı öğrenmeye çalışıyorum. Bir baktım ki 6 sene boyunca hem “çocuklarla olabildiğince çok zaman geçireyim”le “kariyerim de aynı hızla ilerlesin” arasında sıkışıp kalmışım. Sonunda  “zaman akıyor” telaşıyla işte çocuklarımı, çocuklarımlayken işi düşünür bir hale gelmişim. Aslında eski hayatıma çocukları monte etmeye çalışıp becerememişim. Şimdilerde çocuklarla birlikte bir hayat şekillendirmeye ve hayatta her seçimin bir bedeli olduğunu kabullenmeye çalışıyorum. Göreceğiz bakalım, bunu da elime gözüme bulaştıracak mıyım?

photo credit: ♥KatB Photography♥ via photopin cc



7 Yorum

  1. ben aynı duygusal durumu tek çocukla yaşarken bu yazınız beni hem motive etti hem de umutsuzluk bir arada geldi.. ikinci çocuğa hiç cesaret bulamıyorum ama “bak 3 çocukla da neler yapılabiliyor” dedirttiniz.. anne olmak ne çok duygusal gelgitler yaşatıyor ya 🙁

    • Ya aman umutsuzluk olmasın, üzülürüm gerçekten. Çok gelgitli bir iş annelik ama hani hani derler ya “allah dağına göre kar verir”. Ben çok inanıyorum bu lafa. Üç çocuk vardı ama gerçekten aile desteğim de vardı. Destek olmayınca ben yapamadım ama yapabilen de vardır belki. Başka kanallardan destek bulunabilirdi belki. Herkes çok farklı; beklentiler, çocuklar, şartlar, ekonomik durum..Umarım siz kendiniz ve aileniz için en iyisini benim gibi çok bocalamadan bulursunuz:-)

  2. yanlış anlaşılmak istemem, umutsuzluk kaynağı anlamında söylemedm 🙂 ama güzel bir referans olduğunuzu düşünüyorum. evet aynen o atasözüne ben de katılıyorum. daha çocukluktan alıştığımız yaşam biçimi zorluklar var. çevresel etkenler çok önemli, zorluklara dayanma çıtamızı yükseltiyorlar. ben eşimden başka, aileden kimseden destek almıyorum, çok şükür doğumdan sonra ilk 2 ay kız kardeşimin müthiş desteği oldu o kadar. ama maaşlı yardımcım var tabi mecburen. yoksa tek başıma ya anne olurdum ya çalışan kadın. sanırım hepsine yetişemezdim. babalar kafaya takmıyor hiç hem kariyer hem çocuk yapmışlar mı 🙂

    • :-)))Babalar hem kariyer hem babalık konusunu iyi beceriyorlar ama onların da destekleri anneler. Biz yurtdışında şu yardımcı olayını bile ayarlayamıyoruz. Gerçekten Türkiyedeki gibi eve temizliğe gelen bir yardımcı bile hayatımızı çok değiştirebilirdi.

  3. Yine harika bir yazi tebrikler. Ama guncel durum yani nasil hissettiginle ilgili birseyler yazarsan cok sevinirim. Yine kariyer sorulari insani durtuyor mu ya da onlari susturmanin bir yolu var mi?:)

    • Teşekkürler. Dürtmez mi? Yeniden çalışmaya başlamakla susuyor ancak sesler. Yakında yeni maceralarımızla karşınızda olacağız 🙂

  4. Vallahi bravo. Yardimcisiz ustelik uc cocukla yurtdisinda yasamak ve bir yandan da calismak. Seni kendime rol model aliyorum ve ondan devamli takip ediyorum:) Iki kucuk cocugum var, doktorami yeni bitiriyorum (iki bebekle nasil oldu sen bana sor), yurtdisindayim yani oyle yatili veya tum gun yardimci olanagi yok, arada birkac saat yardim aliyorum. Ve ucuncuyu cok istiyorum, istiyoruz ama kendimi yaparsam hayatimin nasil zorlasacagi hakkinda ikna etmeye calisiyorum. Aynen senin yazdigin gibi “ama ne olacak o zaman benim kariyerim?” :)). Iyi ki varsin ve yaziyorsun, sevgiler!

Pin It on Pinterest

Share This