Çocuğa okulu sevdirmek de öğretmenin elinde…

Çocuğa okulu sevdirmek de öğretmenin elinde…

Yazan: Pınar

Çocuğa okulu sevdirmek için gerekli olan tek şey “anlayışlı ve empati yeteneği gelişmiş” bir öğretmen, gerçekten. Çok nadir olarak “bu kesin böyledir” cümlesi kurabilen biri olarak geçenlerde 33 aylık oğlumu kreşe bıraktıktan sonra kendimi “yine” bu cümleyi kurarken buldum.

Emre 29 aylıkken kreşe başladı. O gün bugündür her sabah “Bugün okul yok” diyerek uyanıyor. Her sabah bir “Anneee gitme” üzüntüsü, arkamda bıraktığım kırgın yüzün içimi delmesi. O zamandan bu yana 3 öğretmen değiştirdi ki bunun sakıncaları konusundaki ayrıntılara girmeme gerek yok.

10 gün önce hayatımıza yeni bir öğretmen girdi. Ben daha konuşmamızın ilk saniyesinde yarım yamalak da olsa bir “oh” dedim. Akademik yetenekleri, aldığı/almadığı sertifikalar umurumda değildi. Bana “oh” dedirten sadece öğretmenin “ses tonu”, “alçakgönüllülüğü” ve etrafındaki çocuklara karşı yumuşaklığıydı. Yanılmadım sanırım. Emre geçen gün onu almaya gittiğimde “men daha eve gitmek istemiyim” dedi ve  geçen gün  beni ilk kez yüzünde koca bir gülümseme ile uğurladı okuldan…

Ben bu aralar eğitim ile ilgili  her şeyin dönüp dolaşıp “insanlardaki anlayışsızlık ve empati yeteneği yoksunluğu”na geldiğini görüyorum. Bu gözlemim öğretmenleri de kapsıyor. (Hoş okul yönetimi açısından fazla empatinin zararları da tartışılıyor ama empatinin fazlasından çok empati azlığı sanki daha büyük bir problem gibi geliyor bana).  Deli Anne’nin oğlu Selim’in yabancı bir ülkede “anlayışsız” öğretmenlerler yüzünden yaşadığı binbir zorluğu kendi memleketinde de birebir yaşayanlar var. Yakınlarımdan bildiklerim, yıllarca gecekondu bölgesinde öğretmenlik yapmış annemin okulundan aklımda kalanlardan söylüyorum, illaki büyük araştırmalar yapmak gerekmiyor.

Meselenin en önemli boyutu eğitim sistemi, yabancı ülkede okula başlama değil “doğru öğretmene” denk gelebilme.  Keşke okulların kapısından içeri sokulan öğretmenlerin diplomalarından önce anlayışlılığını ve empati yeteneklerini ölçebilen bir teknoloji olsa. Bu anlayışsızlık ve empati yoksunluğu nedeni ile küçücük çocukların yaşadıklarına isyan etmekten başka da ne yapılabilir bilmiyorum. Pratik de yapılabilecekleri Deli anne yapmış ve yazmış. Yabancı bir ülkede “doğru olmayan öğretmenleri”, “doğrultmayı” başarmış en azından. Ama yazdıklarının uygulamaya konamayacağı okulların olduğu gerçeği ile hala başbaşayız.

Ben öğretmen konusunda bugüne kadar şanslıydım. Kızlarım okulu çok seviyor. 2 yaşından bu yana yer değiştirdiğimiz için çok kreş değiştirmelerine rağmen hep “anlayışlı” öğretmenlere denk geldik. 2 senelik ilkokul deneyimimizde de öyle. Öğretmenin anlayışlı olup olup olmadığını çok küçük detaylara bağladım hep, pek de yanılmadım. Bar bar bağıran bir çocuğa sevgi dolu sarılmasından, bana cevap vermeye çalışırken ona resim göstermeye çalışan küçük bir çocuğun omuzuna konan elden, sümüklü burnu ile ona koşan çocuğun sümüğünü yüzünde tiksinti olmadan anında silmesinden, en önemlisi de yüzündeki gülümsemeden. Ama çocuklar büyüdükçe öğretmenini de seçemiyorsun ve her sene başında dua etmekten başka birşey gelmiyor elinden.

Yazıp duruyoruz, yok sınıfta teknoloji, tablet, eğitim sisteminde reform. Bunların değişmesi zor olsa da en azından imkansız değil. Burada tanıtmaya da çalışıyoruz, kendi çabası ile sınıfta farklılık yaratanları (Berat Çelik, Ayşe Çakmakoğlu). Ama öğretmenin “anlayışlısı ve empati duygusu gelişmişi” reformla gerçekleştirilecek birşey değil maalesef. Bir anne olarak ben “gözünün en içine” bakıp benim dünya kıymetlisi çocucuğumun onun için ne demek olduğunu görmeye çalışıyorum sadece. Dikkatle bakınca da görülebiliyor sanki.

Öğretmen çok şey demek. Sınıfın teknolojiği, okulun en havalısı değil önemli olan; öğretmen

photo credit: World Bank Photo Collection via photopin cc



Pin It on Pinterest

Share This