İdeal Annelik konusunda ortaya karışık

İdeal Annelik konusunda ortaya karışık

Yazan: Pınar

Aldığı pek çok annelik kararları konusunda çok titiz (ya da belki hassas demeliyim)  olan bir arkadaşım var (aslında pek çok anne arkadaşım böyle).  Ne zaman onunla konuşsam ya da ebeveynlik kitapları, anne blogları falan okusam karnıma bir ağrı saplanıyor. Çünkü ben kendimi ve neyi yapıp neyi yapamayacağımı az çok biliyorum. Çocuklarım için en iyisini istiyor olsam da ben “o kadarını” yapamıyorum; yapmayınca “elimden geleni zorlamıyorum” diye mutsuz oluyorum. Mutsuz anne de çocuklarıma iyi gelmiyor diye, belki de, kendimi avutuyorum.

Arkadaşımla aramızda  traji-komik konuşmalar geçiyor. “Ne olacak canım konserve kullanmak yerine fasulyeyi de akşamdan ıslat, süt dediğin cezvede de ısınır, mikrodalga zararlı, kaç saniye farkeder ki? Donmuş sebze tazesi kadar  iyi değil vs”… “Hayır diyorum yapamam fasulyeyi ıslatmayacağım akşamdan; ısrar etme ” diyorum. Gerçekten bunların hepsi bir noktada “ne olacak canım” olmasına rağmen birleşince dağlar oluyor benim gözümde. Yapmaya uğraşıp yapamayınca da mutsuz oluyorum. En iyi tavuğu en organik markette aramak zorunda hissetmekten, çocuğa her verdiğim ürünün içeriğini okumaya çalışmaktan ve bunların acayip vakit almasından çok mutsuz oluyorum. Ev yapımı yoğurda tahammül ettim ama ev yapımı şampuan, evde zeytin falan duymak bile istemiyorum.

Uzmanların işi annelere araştırmalara dayalı “ideal” seçenekleri göstermek. Ama ben maalesef ideal bir dünyada yaşayan ideal bir anne değilim. Bütün bu “ideal” detaylar arasında bana da, aslında anneliğe de hiç zaman kalmıyor; anneliğin kendisinden çok çevresinde dolanıyormuşum gibi hissediyorum; üstelik böylesine ideal bir evin tüm düzenini sağlamak,  yardımcısız da olunca, tüm zamanımı alıyor. O zaman da sağlıklı beslenmiş organik çocuklarımın asık suratlı, herşeye kaş çatan bir annesi oluyor. Üstüne bir de bugün ideal sandığımız şeyler ertesi gün araştırmalarla değişmiyor mu, delirecek gibi oluyorum. Peki idealden sapınca kendi kendini yememek önlenebilir bir durum mu? Yani şunlara bir bakalım:

-İdeali anne sütü (sağamıyorum,  formula yese).

-İdeali normal doğum (sezaryana ihtiyaç oldu ya da çok korkuyorum, ne yapalım yani)

– 3 yaşına kadar çocuğu elektronik aletlerle tanıştırma (ya bir nefes alsam,  en azından 15 dakika şu çorbayı karıştırsam ayağımdan biri anne diye çekmeden).

– Çocuğa şeker verme zehir, (biliyorum ama  Nutellayı gizli gizli kaşıklayan kim?)

-Ağlıyorsa birşeye ihtiyacı vardır. Anlayışlı ol. (Yine tepem attı, yine ya. O okuduğum çocukla nasıl iletişim kurulur bilgileri ihtiyacım olduğunda nereye kayboluyor beynimin içinde?).

-Çocuğunun özellikle 3 yaşına kadar annesine ihtiyacı var (peki faturaları kim ödeyecek, kariyer de yaparım çocuk da nasıl olacak o zaman?)

-Her gün çocuğunla başbaşa bir yarım saat geçir (üç çocuk varsa ne yapalım –doğurmasaydın mı-)

-Çocuğa ceza verme doğru davranmayı öğret (“Hadi hadi hadi” diye yeme çocuğun başının etini, sonuçları görsün. Ama o sonuçlar benim hayatımı zorlaştırıyor)

-Teflon zararlı, kanserojen (çelik tencereye yapışan yemeklere başlayacağım şimdi. İstemiyorum delicesine tencere yıkamak ya)

Listeyi uzatmayalım da gerçekten ne yapalım? Fasulyeyi geceden ıslatmak ya da ıslatmamak, işte bütün mesele bu mu? İdeal olmadığım kesin ama hangi noktada yeterli annelikten kötü anneliğe geçiliyor dersiniz? İdealin ne olduğunu bilirken elinden gelen kadarı ile yetinerek huzurlu olunabilir mi? Annelik ne zaman geçip, kaldığımız bir sınava dönüştü? Yoksa sadece ben mi dönüştürdüm de farkında değilim?

Tam ben bunları düşünürken Jacqui de “bak beterin beteri” dercesine şu resimleri yollamış. Su-i misal emsal olmaz biliyoruz ama olsun🙂

photo credit: Lens Envy via photopin cc



Pin It on Pinterest

Share This