Çocuğumuz hangi mesleği seçsin!

Çocuğumuz hangi mesleği seçsin!

Yazan: Pınar

İzninizle “Mutlu olduğun işi yap, asla işe gitme” lafını en klişe laflar listesine eklemek istiyorum. Kendim için değil de; çocuklar için çok düşünür oldum bu mutluluk, başarı, iş ilişkisini…Çünkü ne acıdır ki eğitim deyince aklımıza çocuklarımızın ileride yapacağı işten başka birşey gelmiyor aklımıza. Popüler medya sayesinde hayatımız işinde başarılı olmuş insanların başarı öykülerini ve başarılarının arkasında yatan sırları dinleyerek geçiyor. Hepsinin ortak noktası “sevdiğin işi yap, tutkuyla yap”. Bir de “zaten yeterince iyiysen para gelir, onu için parayı dert etme” konusu var. Halbuki bu mesajların vurgulandığı öykülerin kahramanları genelde istisna kişilikler.Toplumun çoğu faturaları ödemek için çalışanlardan oluşuyor.Faturaları en zevk aldığımız şeyleri yaparak ödesek harika olur tabii. Ama çoğumuzun beceremediği şeyi çocuklarımıza nasıl yaptıracağız diye düşünüyorum.

Sanıyorum ebeveynler olarak hepimiz “mutlu bireyler” yetiştirmek istiyoruz aslında.  Teoride istiyoruz ki çocuğumuz hayatta ona zevk veren, ilgi duyduğu alanların farkına varsın, zevk aldığı bir alanda ilerlesin ve kendi ayakları üstünde durmayı başarsın. Sorun şu ki insanın zevk aldıkları konular da zamanla değişebiliyor ve tutkuyla yapmaya başladığı herhangi birşey zorunluluk haline geldiğinde zevk vermeyebiliyor.Üstüne de eğitim sistemi malum. Çocukların ileride ne olacaklarını zevk aldıkları alanlar değil girdikleri sınavlar belirliyor. Ayrıca yaygın “mutluluk” tanımı “mesleki başarıyı” tam merkeze yerleştirmiş durumda.Bu noktada da çocuğa rehberlik etmek adı altında aslında dayatmalar başlıyor.

Yani bizim zamanımızda çocuklar bir doktor, bir mühendis, bir avukat olsun hayalleri ile okutulurdu; aslında bu tür seçimler tam anlamıyla dayatılırdı. Çünkü uzun vadede bunun mutluluk getireceğine inanılırdı. Spor, sanat gibi alanlar genel olarak çocuğun okul başarısını engelleyen çerez alanlar olarak görülürdü. O yüzden bu alanlarda bir yerlere gelmiş insanları dinlediğimizde babasına rağmen, annesine rağmen müzisyen olmak, ressam olmak gibi hikayeler duyuyoruz. Aslında hala da çok bir değişiklik yok; belki doktorluk, mühendislik yerine para getirmesi muhtemel başka meslekler ortaya çıktı o kadar. Şimdiki nesil, çocuklarının meslek seçimi konusunda daha esnek gibi görünse de SBS gibi sınavlar kapıya dayanır dayanmaz rekabetçi toplum dinamikleri her tarafımızı sarmaya başlıyor.  Değişen iş fırsatları spor, müzik, resim gibi alanları eskisinden daha cazip hale getirdiği bir gerçek. O yüzden “aman varsa bir yeteneği, atlamayalım, destekleyelim ” mantığı ile çocukları kurstan kursa da taşıyoruz bir yandan ama sınav arifesinde rafa kaldırmalık hepsi.

“Mutlu olduğu işi yapsın” diyoruz da bence hepimizin kafasında “yapınca mutlu olmayacağını düşündüğümüz işler” sınıflaması yine de var.Herkesin kendi hayatına göre de değişiyor bu sınıflama. Bizim anne-babalarımıza göre müzikle uğraşırsan aç kalma ihtimalin yüksekti, aç kalırsan da mutsuz olacağın için kendine “doğru dürüst” yani düzenli para getiren bir iş edinmen gerekiyordu.

Şimdi bizler kendi çocuklarımız için “onun hayatı; tabii ki neyi istiyorsa onu yapsın” diyoruz ama ben “çocuğum hangi meslek dalını seçerse hayalkırıklığına uğrarım” diye kendime sorunca da, şaşırarak, aklıma bir sürü mesleğin geldiğini farkediyorum; burada sayıp kimseyi rencide etmek istemiyorum. Sadece herkesin kafasında bu soruya bir cevabı olduğunu ve bu cevaba göre çocuğumuzu yönlendirdiğimizi düşünüyorum. Yönlendirme ne zaman dayatmaya dönüşüyor peki? Dayatmıyoruz desek de çocuklarımızı biz yönlendiriyoruz. Herşeyden önce ona göre okul seçiyoruz. Okulların başarısını, hangi bölüme, kaç puanla, kaç öğrenci sokmuşla değerlendiriyoruz.

Henüz çocuklarımın yeni doğduğu dönemde tanıştığım kendi alanında son derece başarılı bir akademisyenin o zaman liseye giden kızı hakkındaki yakınması geliyor aklıma bu aralar. Bu kız edebiyat ve matematikte ödüller alıp duran “başarılı” bir öğrenci idi ama “sekreter” olmak istiyorum diyordu mesela. Akademik annesi de deliriyordu. Aman yanlış anlaşılmasın, sekreterliği küçümsediğimden asla değil. Sadece “matematiği bu kadar iyi biri” bunu nasıl yapar şoku. Sonunda ne oldu bilmiyorum ama “çocuğum mutlu olduğu işi yapsın” diyenlerin aklındaki mutluluk tanımında “sekreter” var mıdır mesela? “Resme çok ilgisi, yeteneği var” deyince ünlü bir sanatçı olması potansiyelinden mi bahsediyoruz yoksa resim öğretmeni olmaktan mı? Oğlunun hemşire ya da balet olduğunu düşünebilen var mı? Balet deyince artık bir Tan Sağtürk hayal edilebilir ama oğlunun bir anaokulunda bale öğretmeni olabileceğini de düşünen?

Aslında eğitimin amacının geleceğin öğretmenini, dansçısını, mühendisini, ressamını yetiştirmek olmasından önce öğrenmeyi seven, mutlu bir birey yetiştirmeye çalışmak olması gerekiyor gibi geliyor bana. Lisedeki çocuğunuza kariyer seçiminde nasıl yardımcı olursunuz başlıklı bir yazı gördüm. Oradaki tek cümleye takıldım. “Çocuğunuza ne olmak istediği ile ilgili hayal etmeyi öğretin” diyordu. Hiç hayal etmemiş, hayallerini ÖSYM’ye  teslim etmiş bir nesil hayallerinin peşinde koşan çocuklar yetiştirebilecek mi gerçekten merak ediyorum. İçten içe de sanki armut dibine düşecekmiş gibi geliyor bana. Şu ana kadar gördüğüm armutlar hep dibine düştü. Bizimkiler nereye düşecek dersiniz?

photo credit: PetitPlat – Stephanie Kilgast via photopin cc



Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmamış

Pin It on Pinterest

Share This