Annelik yarışından görüntüler

Annelik yarışından görüntüler

Yazan: Pınar

Yok tabii öyle bir yarış ama görüntü öyle. Koşulları yaşadıkları birbirinden farklı pek çok çeşit anne var. “Sende tek çocuk var ve yoruluyor musun, biz iki taneyle ne yapalım”. “Senin yardımcın mı var, çalışmıyorsun da, ne yapıyorsun koca gün”. “Annen yardıma geldi,  sen mi baktın sanki”, “senin kocan çok yardım ediyor ama”, “Sen çalışıyorsun da çocuğa sen bakıyorsun sanki”. “ben de bir var ama ikiye bedel”. “Tek çocuklu, yardımcılı ve de çalışmıyorsan, ve çocuğunu sezeryanla doğurduysan, ve üstüne çocuğunu televizyon karşısına oturtuyorsan falan üzgünüm annelik madalyanızı veremeyeceğiz. Belki 2.yi doğurursan…”

Ama belki de tek bir ortak nokta var bunların altında yatan, çoğu anne sırtına bir sıvaz istiyor en nihayetinde, belki de o kadar…”Çocuğum mutlu olsun yeter, madalya mı takacaklar” tamam da o tek bir sıvaz herşeyi çözecek, yarışı bitirecek belki…Yani kendimi yarışta görmesem de sırtıma bir sıvaz istiyorum galiba.

Geçenlerde OİP’in Makbule teyze yazısı düşündürttü beni.  Gerçekten annemi düşündüm, ben de ışınlandım o zamanlara. OİP’in anlattığı çok bildik geldi bana. Benzer ev, benzer koşullar. Annem tin tin topuklu ayakkabısı, döpiyesleri ile iki vasıta değiştirip çamurlar içindeki gecekondu bölgelerine öğretmenlik yapmaya giderdi. Harika çamaşır makinasının merdanesi bozulduğu için babamla beraber sıkarlardı çamaşırları, bütün pazar. Çocukluğumda mutlu sabah kahvaltısı ile başlayan ama temiz çamaşır, ütü kokusu ve maç sesi, ufuktaki Pazartesinin verdiği garip iç sıkıntısı ile devam eden Pazar günleri hala dün gibi aklımda. Elbiselerimi de annem dikerdi, temizliği falan da o yapardı. Yumurtalı ekmek hala bruschetta’ değildir bizde, “ekmek üstü” dür. Ben de annemin yakındığını duymadım, üstelik şimdi bile yakınmıyor çocuklarıma baktığında. Üstüne bana hala bakıyor…

Bende de hep aynı laf “ay çok işim var”; işimi bıraktım hala çok işim var 🙂 Uyuz oluyorum kendime ama bir yorgunluk, bir meşguliyet halleri; kendimden sıkıldım. Üç çocuklu bir ev bana göre zor bir ev, belki sadece bize zor ne bileyim, herkesin zorluk algısı farklı üstelik de göreceli işte. Göreceli dedim ya mesela prematüre ikiz bebekten sonra tosuncuk tek bebek çok kolay geldi bize. Ama toplam 3 çocuk enerjimi götürdü. Şimdi bazı açılardan bana kolaylaşmaya başladı gibi geliyor gerçi çünkü Emre 3 yaşı geçti. Ayrıca biz de alıştık duruma. Belki de anahtar budur, her duruma alışmaya programlanmış insan. Gerçi benim hayatımda en büyük fark Emre kreşe başladı. Hele bundan bir yıl önce evde temizliğe, yemeğe bir yardımcımızın olmadığı, benim günün yarısında çalıştığım, kocamın da tam gün işte olduğu ve akşamları ders çalıştığı, Emre’nin de kreşe gitmediği, evde baktığım dönemde delirecektim. Yani gündelik hayat zorlukları açısından söylüyorum, şükretmediğimden değil. Zaten bir noktada annemle babam atladı geldi. Ama düşünüyorum annemin yaşadıkları ile benim yaşadıklarımın alakası yok. Peki ben niye bu kadar zorlanıp kendimi çok matah birşey yapıyormuş sanıyorum?

Bir gün bir kadınla tanıştım benden büyük. Laf arasında ben “üç çocuk, iş-güç” yakındım yine. Bir huzur bir gülümsemeyle dinledi beni. Sonra sıra ona geldi. “Seninki de birşey mi” diye kesinlikle başlamadı. Meğerse yaşları 12 ve  20  arasında değişen 6 çocuğu varmış, onlara evde eğitim vermek için işini gücünü bırakmış yıllardır.. Çocuklarının ikisini de evlat edinmiş. Onlar daha 2 yaşlarındayken kocası haftanın 5 günü başka bir şehirde çalıştığı bir dönem olmuş. O zmanlarda kalma alışkanlıkları varmış. Hala haftanın menüsünü ve gerekli alışveriş listesini kağıtlarda yazılı tutarmış ve sırası geldiğinde dosyadan çıkarırmış mesela. Farklı zamanlarda öğrendim bunları. Sesinde hiç bir yakınma duymadım bugüne kadar. Onların uzaktan gözlediğim hayatı beni çok düşündürtüyor, belki onları da yazarım bir gün.

Bir de çocukluk arkadaşım var, beraber büyüdük, sokak köpekleri ile geçti çocukluğumuz. Bir gün hayvan barınağına gitti. Hayvancıkların uyutulmasına gönlü razı gelmediğinden bir-iki bir-iki derken evini 20 tane kediye-köpeğe açmış buldu kendini. Üstüne ikizlere hamile kaldı. Yardımcı yok, karnı burnunda, “yapamazsın” dedik, “kendine gel delirme “dedik.  Yaptı, bebekler doğdu sağ salim. Bu anne de haliyle yorgun ama hala iki bebeğe de 20 hayvana da bakıyor tekbaşına; arada gelip giden annelerle bir nefes alır gibi oluyor işte. “Biraz uykusuzum” dışında yakındığını duymadım. Allah dağına göre kar verirmiş ya…Hani bebek gelince hayvanlarını evden postalayanlara ibret, yapmak isteyince herşeye bir çare bulunuyor yani…

Ortak noktaları ne diye düşündüm. Ben de olmayıp da onlarda olan? Daha önce yazmıştım ya her anne de olması gereken şey sukunet ve sabır. Şimdi de annelere gerçekten lazım olan iki meziyeti ekliyorum, “iyimserlik ve tevekkül”. Bu ikisi de anne olunca insana zembille inmiyor. Ama iyimser bir insansanız ve tevekkül sahibi iseniz hayata başka gözlerle bakıyorsunuz. Bizim nesilin çoğunluğu bunlarla büyümedi galiba. O yüzden Makbule teyzeyi kızdırıyoruz. Bir de kuzenimden bir alıntı ile bitireyim “nerede herşeyi iyi yapan bir anne var, çocukları sorumsuz oluyor. Ama annenin defoları varsa çocuk onu kapatmak için olgunlaşıyor”. Kimbilir belki doğrudur. Belki annelerimiz çok fedakar olduğu için, her yakınmamıza “vah yavrum” dediği için biz böyle olduk…Nasıl böyle diyeceksiniz? Bildiğin şımarık işte, söz meclisten dışarı 🙂

photo credit: johnthescone via photopin cc



2 Yorum

  1. Offf, 6 çocuklu anne örneğinde dimağım tutuldu. Ne diyeceğimi bilemedim. Evet belki de bizimki şımarıklık…

    • Aynı tutulma bende de olmuştu ama burada çok sık rastlamaya başladım çok çocuk, bir kısmı evlat edinilmiş, evde eğitim:-)valla bilemiyorum işte..

Pin It on Pinterest

Share This