Aşırı Uçlardan Çapulcu Örnekleri

Aşırı Uçlardan Çapulcu Örnekleri

Üç çocuğumla tek başıma geçen Salı günü Amerika’dan yola çıktım ve İstanbul’a Perşembe gecesi çok geç vakit ulaşabildim. Cuma günü olaylar alevlendi. Önce Çicekçi-Üsküdar’daydim. Ne telefonum, ne internetim var. Ödünç internet, twitterla, telefonla elimizden ne çapulculuk gelirse o.

Bu sürede insanlar gezi parkında kendilerini siper etmişken benim gibi çoluklu çocukluların tencere-tava, hep aynı hava çalmaktan baska elinden bir sey gelmedi. Bir sürü insan evinde, canını ortaya koyanlardan endişeyle haber beklerken tek haber kaynakları twitter’dı, o da varsa. Sonra tencereyi, tavayı çocuklarıyla kapıp etrafta yürüyen, sesini duyuramadıkça deliren ama daha da kenetlenen bir grup ortaya çıktı. Orada olamamanın iç huzursuzluğunu, utancını da taşıyan bir sürü insan sokaklardaydı günlerdir. Evlerinin önündeydiler ama olsun. Aşırı uçlar, çapulcular, densizler onlardı işte..

Çoluk çocuk sokaklarda yürüyenler, ama biber gazı yeme şerefine ulaşamayan binlerce kişi sokaklarda, çıkamayanlar pencerelerdeydi. Canını ortaya koyanlar kendi devletlerinin üzerlerine yağdırdıkları gazlarla uğraşıyorlardı o sırada. Sokaklardaki kalabalıklar sadece “Her yer Taksim” diye yürüyordu. Ezan okunduğunda herkesin sustuğu, en fazla İstiklal marşının okunduğu, herkesin evine penceresine, tenceresine, tavasına, sosyal medyasına döndüğü çapulcu yürüyüşleri. Ben Üsküdar’dan, Küçükçekmece’ye geldim, görüntü değişmedi. Bunlar olurken biber gazi yediysen marjinalsin, yemeyenler “tencere-tava, hiç ciddiye alma” modeli devam etti.

Çocuklarım da, aynen Başbakan gibi, “iki ağaç” için olduğunu sanıyorlardı başta. “Niye gürültü yapıyoruz?” dediklerinde “haksızlık olduğunu duyurmak” icin dedim. Yaşı daha 7 olmayan çocuklarım anladı, anlamak istemeyenlere inat. Şiddet görüntüsü seyretmelerine izin vermedik ama herşeyden haberdar ettik. En çok “iyiler” diye düşündükleri polislere şaşırdılar. Açıklaması zordu bizim için de. Tencere-tava, çocuklar da birer çapulcuydu.

Haber almak icin televizyon açamadığımız, bir gazetecinin cesaretini toplayıp tek soru sorduğu icin kahraman olduğu, evinden çıkamayan yaşlı teyze, amcaların, minik cocukların -pardon çapulcuların- bile tencere çaldığı ama görmezden gelindiği yerdi burası iki gün önce. Şimdiyse insanların Taksimde yoga yaptıkları, etrafı temizledikleri, birbirini kolladığı, kenetlendikleri yer. Hep böyle kalsa, dualarımız.

“Her yer Taksim; sadece Türkiye’de değil yurtdışında Türklerin bulunduğu her yer Taksim. İki tane ağaç yerine bin tane diktim meselesi değildi zaten. Şimdi de cehepe-akepe meselesi değil, sendika meselesi değil, cumhuriyet elden gidiyor meselesi değil; tastamam demokrasi meselesi, kentlilik meselesi, özgürlük meselesi. Böyle de kalır umarız!



Pin It on Pinterest

Share This