Acemi sosyal medyacılar

Acemi sosyal medyacılar

Okuyucular

Mesela biz oluyoruz o acemiler. Her blogu olan harika yazı yazamayacağı gibi, otomatik olarak sosyal medyacı da değil ya bu alemde. Tabii redhack bizi hacklediğinden hepimiz yanlışlıkla sosyal medyacıyız artık o ayrı (yoksa sosyal paylaşımcı mı demeli?)

Teknoloji meknoloji diye yırtınıyoruz burada ama, çok değil bundan 8 ay önce twitter’a burun kıvır, facebook’a yaşgününden yaşgününe durum gir, merak edenler için arada foto koy durumundaydık. Facebook, twitter hesabım yok diyen arkadaşları da pek öyle yadırgamazdık. Bizce  “çok vakit harcamamak lazımdı bu ortamlarda”. Biz de pek mühim(!) insanlar olduğumuzdan bunlarla uğraşacak vaktimiz yoktu. Onlineanne için bir twitter hesabı aldığımızda da zoraki “ne yapıcaz şimdi burada” diye bir söylendik ve Onlineanne’de ortak tweetlemeye başladık. “Kim bakmaya fırsat bulursa tweetlesin” derken tanıdıklarımız oldu, takip ettiklerimiz, takipçilerimiz… Ne zaman twitter bizim için zorunluluktan çıktı, alışkanlık oldu hatırlamıyoruz. Ama ne zaman Twitter’a şükrettik çok net: 31 mayıs 2013. Ne zaman sorgulamaya başladık? Belki bugünlerde ya da çok öncesinde.

Sonuçta iki kişi tek hesaptan tweet atmak çok zor. Biz yıllardır birbirimizi tanırız, yeni yeni beraber birşey yapıyoruz ama eski dostuz kısacası. Ama tanısan ne yazar ki; can dostunla çok ayrı fikirlerde olabilirsin ki doğalı da bu. Biz bu sitede aynı fikirde olduklarımızdan yola çıkıp asgari müştereklerimizle gittik hep. Birimizin içine birşey sinmediğine durmayı bildik bugüne kadar. Ortak hassasiyetlerimizde fikirlerimiz ortak olduğu sürece inandıklarımızı beraber savunduk kendimizce. Ama son 20 günün ne kadar farklı bir 20 gün olduğunu aslında kendi içimizde de bir sınavdan geçmiş olduğumuzu şimdi farkediyoruz. Çünkü bu sürede hep mantığımızla yazmadık, bolca duygularımız girdi işin içine. Ne yazdıysak birbirimizi de bağladığımızı daha net gördük. Onlineanne bizim ortak sesimiz oldu. Hatta sosyal medya vazgeçilmezimiz oldu sandık. Sonra yatıştık biraz…

Hala acemi sosyal medyacıyız çünkü kafamız çok karışık; hatta daha da karışık. “Sosyal medya sağolsun” tarafına bir kriz anında geçiverdik ama sosyal medya ile ilgili kuşkularımız buhar olup gitmedi. İnsan paylaşmak istiyor kabul ama  “aklına gelen herşeyi paylaşmak ne işe yarıyor “ diye düşündüğünde anlamlar kayıveriyor. İnsan bazen ilk gördüğünü, ilk hissi, ilk düşüncesi ile tekrar tweetleyiveriyor ama kendine zaman verse, yazılanı daha iyi anlasa, sindirse, tweetlediğini tweetlemeyecek belki, ya da tweetlediğini geri almak isteyecek. Ama anlık yaşanıyor bu hızlı dünyada, o an varsan varsın yoksan da yok; hiçbir şeyi sindirmeye, irdelemeye zaman yok. Bu kısacık zaman diliminde dilin kemiği yok; gerçekten hiç yok…Ki çok severek takip ettiğimiz sevgili Serdar Kuzuloğlu’nun geçenlerde başına gelenler de buna bir başka örnek. Çoktandır takip ettiğimizden ne demek istediğini önce bir durup anlamaya çalışsak da, birçok kişi için belki bu şekilde algılanmadı. Hemen akabinde içten ve dürüst bir yazıyla durumu anlatmış olması bile kimileri için ne yazık ki fayda etmedi.

Twitter demokratik, paylaşımcı, özgürlükçü görünüyor ama altında yatan “ne kadar takipçin varsa o kadar önemlisin” yapısı, sadece fikrini beğendiklerinle kurulan başka kimsenin erişmesine kolay kolay izin verilmeyen kaleler, fikrini beğenmediklerinin engellendiği, yok sayıldığı, karşı fikirlerin görmezden gelindiği bu ortam insanı olduğundan daha da körleştiriyor mu sorusunu akla getiriyor. İnsanları birleştiriyor gibi görünürken delicesine ayrıştırıyor, kutuplaştırıyor sanki.

[pullquote align=”left”]Tüm bu süreç içinde gördüğümüz iki önemli durum var bugün sosyal medyada. Biri bize göre ¨hashtag savaşları¨, diğeri ise ¨bilginin güvenilirliği ve doğruluğu¨ konusu.[/pullquote] İnsanların olayların en başında, başka hiçbir kaynak olmadığı için kendiliğinden doğal olarak oluşturdukları bir yapı, artık farklı kutuplarda, kimi zaman da büyük harflerle ¨Hadi arkadaşlar, hashtag’imiz bu, yayalım, herkesten en az 10 tweet bekliyorum¨ şeklinde manüpülasyona dönüştürülmesi insanları yoruyor artık. Özellikle dolaşan fotoğraf ve benzeri materyalinde farklı gruplar tarafından manüpüle edilmesi işleri daha karmaşıklaştırıyor. Ancak bu noktada da elbette, tüm sosyal medya kullanıcılarının üzerine düşenler var. Henüz okumadıysanız, mutlaka şu yazıya da bakmanızı tavsiye ederiz. Çapulcu kardeşlerime mektup

Çok merak ediyoruz, bu sistem popülerlik üzerine kurulmasaydı, kimse kimsenin kimi takip ettiğini kaç kişi tarafından takip edildiğini bilmese dengeler nasıl değişirdi? Çok merak ediyoruz fikirlerine katıldıklarımızla değil illet olduklarımızla ilişki kurmayı başarabilseydik kendimizi nasıl değiştirirdik?

Acemiyiz ya şimdi, kusurumuza bakmayın. Öylesine aklımıza takılanlar işte…Sosyal medya hayatın bir parçası artık. Sosyal medya kısıtlaması deyince tüylerimiz diken diken oluyor ama bir sosyal medya adabına çok ihtiyaç olduğu da kesin. “Harika valla, sosyal medyasız olmaz” ile “aman zaman kaybı” arasında herkes kendisine bir yer buluyor. Son zamanlarda Türk medyası kazıklarından sonra  “sosyal medyasız olmaz” diyenlerin sayısı hızla artmaya basladı -en azından bizim çevremizde-. Kullanma adabının nasıl geliştiğini de hep beraber görüyoruz ve daha çok göreceğimiz var. Tabii yine bizim için birileri bunun nasıl olması gerektiğini kurgulamaya kalkmasın duamız. Ama bir başka dua da bu belki: keşke sadece bayıldıklarımıza değil bayılmadığımız fikirlere de kulak verebilmenin bir yolu olsa. Keşkelerimiz çok bu ara, sadece sosyal medya için de değil üstelik…

photo credit: Rosaura Ochoa via photopin cc



1 Yorum

  1. eskiler ne demiş konuşmadan önce bir kere daha düşün, bugün şöyle diyelim; paylaşmadan önce bir kere daha düşün. ya da şöyle olsa, lanet paylaş butonuna tıklayınca 3 seçenek çıksa, hemen paylaş, 15 dk sonra yada 1 saat sonra paylaş. belkide çoğu yanlış anlaşılmaları giderir. ama bu twitin facein isteyeceği bir şey mi, hayır. ne kadar yanlış anlaşılma tartışma o kadar raiting, o kadar para.

Pin It on Pinterest

Share This