Bir Yaz Hikayesi

Bir Yaz Hikayesi

Yazan: Pınar

Bugün tam 7 sene oluyor, kızlarımı kucağıma alalı. Oğlumun doğumu bir bahar hikayesi ise kızlarım da bir yaz hikayesi. Ama herkesin normal, doğal ya da mutlu bir doğum hikayesi olamıyor maalesef. Bizimkisi hamile kalışımdam doğuruşuma, sonrasına kadar hep anormal giden doğallıkla da alakası olmayan bir hikaye. Ama herşeyi geride bırakınca mutlu bir hikaye, güneşli bir yaz hikayesi.

Tam 7 sene önce bugün, ben yataktayım. Kedilerim, Oğlumla Kızım, yanıma uzanmış. 35 haftadır da karnımda iki kızımı büyütüyorum. Büyütmek bir yana sadece karnımda kalmaları için kafayı yiyoruz. Sürekli acildeyiz; en son geçen hafta koşturmuşuz acile. Akciğerleri gelişsin diye iğneyi basmışlar, ama hala karnımdalar çok şükür. Galiba önce sağ kızım tekmeledi, “sol kızım sen kalkmadın mı” deyip biraz dürtüyorum. Bunun üzerine sol kızım da tekmeliyor. Anneanne, dede de uyanmış sanırım, sesler geliyor.

Erken dünyaya gelmelerini engellemek icin doktorlar evi ay üssü alfaya çevirdiler. Haftalardır bir cihaz kullanıyorum kasılma sayılarımı ölçmek için. Sabah akşam bir saat göbeğimin üstünde kalıyor. Özellikle sol kızım nefret ediyor bu işten sanırım. Ne zaman göbeğime aleti taksam başlıyor tık tık vurmaya. Sürekli sol yanıma yattığım için rahatsız oluyor sanırım. Sağ kızım rahat, yukarıda geniş geniş yayılmış. Bu sabah kasılma sınavını geçtiğimi biliyorum; kasılmalar olması gereken sayıda. Bir saat geçiyor ve aleti gonderme cihazina takıyorum, veriyi doktora yolluyorum.

Güneşli bir yaz günü. Zorla kahvaltıya gidiyorum, ortadan çatlayacak karpuz gibiyim. Ama iyi hissediyorum. “Bu sabah kasılmalar iyi” diyorum, herkes seviniyor. Oh, bir sabah daha kazandık. Hani saatte 4 tane kasılma hissedersek doktor aranır falan ya benim durumumda kasılma sayısı 7-8 olmadan kimse beni iplemiyor çünkü 20. haftadan beri kızlarım doğmaya çalışıyor bense sürekli kasılma halindeyim.Birazdan hemşire arıyor ve diyor ki “bu sabah nasılsın, kasılmalar iyi görünüyor”. “İyiyiz” diyorum. İlaçlarımı alıyorum. Irretable uterus, incompetent cervix derken adımdan çok sıfatım var bu hamilelikte. Bir sürü ilaç kullanıyorum, haftalardır yatıyorum, hani ihtimal olsa bebekler çıkmasın diye burun deliklerimi bile dikecekler. Yeter ki erken doğmasınlar.

Sonra ev halkını dışarı çıkmaları için ikna ediyorum. “Biz iyiyiz, otururuz bebeklerimle uslu uslu” diyorum. Zaten cok uykum var. Baba, anneanne ve dede haftalar sonra ilk kez beni bebeklerim ve kedilerimle bırakıp dışarı gidiyorlar. Akşamüstü 4 sıraları. Yine cihazı takıyorum göbeğime. Sol kızım kızıyor yine. Uyuyoruz bir saat. Kedilerim yine mır mır, elimin altında. Uyanıyorum, sanki bir ıslaklık. Kendimi dinliyorum herşey normal, hatta fazla normal benim standartlarımda. Karnımı dürtüyorum. “Dürtme ya” der gibi hızlıca tepikliyorlar. Veriyi yolluyorum, hemen arıyorlar. “Kasılmaların sayısı iyi” diyor hemşire, sadece üç kasılma. Benim için çok nadir bulunan rekor bir sayı. Tansiyon falan klasik soruları soruyor. Tam kapatacakken diyorum ki “çok ufak bir ıslaklık farkettim. Önemli olabilir mi”. Hemsire ”olabilir, hemen doktoruna ulaşalım” diyor. Doktorum da 4 Temmuz için  tatilde,.

Bir süre sonra “Hemen hazırlanıp hastaneye gitmeni istiyoruz” diyor hemşire telefonda. Panikliyorum. Ev halkına telefon etmem lazım ama elim titriyor. Kendi cep telefonumun numarasını hatırlayamıyorum. Cep telefonum annemde, bütün numaralarla birlikte. Derin bir nefes alıyorum. Ve arıyorum. “Eve gelin” diyorum. “Hastaneye gidiyoruz. Ama zannetmiyorum doğurduğumu paniklemeyin”.

Hastaneye gelince klasik, bir sürü form dolduruyorum, belki yüzüncü defa. Güzel manzaralı bir odaya alınıyoruz. Testler mestler, bu arada yine monitöre bağlanıyoruz kasılmalar için. Bebeklerin kalp atışlarını da duyuyorum. Hemşire “bebeğe dokunuyorum” diyor. Sol kızım olmalı. “Evet diyor, “geliyorlar”. İşte o an panik oluyorum. Bu sefer gerçek. Beni bir sedyede başka bir yere goturuyorlar. Kocam yanimda allahtan. Korkuyorum valla. Neyse bir ton insan ameliyathanede. Epidural vuracaklar. Otururken, kocam beni tutuyor. Tırsağın tekiyim zaten ama kolay oluyor. Yatırıyorlar beni. Doktora “bir dakika iyice uyuştuğumdan emin olmadan kesmeyin beni” diyorum. “Bu arada serkolajı çıkarmayı unutmayın” da diyorum. Bunlar beni keserken nasıl bir hastanın serkolajını çıkarmayı unuttuklarını anlatıyorlar gülüşerek. “Ahahaha çok komikmiş”, gıcık oluyorum.

Rahatsız bir ortam. Perdeden birşey görmüyorum. Ağzım cok kuruyor. Çok heyecalıyım. Ve sağ kızım geliyor. Ağlamasını duyuyorum. Perdenin arasından hayal meyal gosteriyorlar bana. Simsiyah saçları gördüğümden eminim. Ağlıyor muyum? Sonra sol kızımı beklemeye başlıyorum. Ağlamıyor. Bir el kalbimi sıkıyor sanki. Sonra onun da ağlaması geliyor kulağıma. Zor da olsa onu da görğyorum. Saçlar siyah değil galiba. Gerisini hatırlamıyorum.  Zaten bebeklerimi yoğun bakıma götürüyorlar.

Gerçekten ilk kez onları yoğun bakımda görüyorum. İnanamıyorum hala. Bir kere beklediğimden cok büyükler. Halbuki iki kilo civarindalar. Çok güzel görünüyorlar gözüme. Sol kızıma Deniz, sağ kızıma Damla diyoruz konustuğumuz gibi. Artık yanımdalar ve havai fişekler sanki onların gelişini kutluyor. Cok yorgunum ama 4 Temmuz’a hazırlık ışıklarına bakıyorum.

Ama bizim için kutlama kısa sürüyor.Yoğun bakımlar, bebeklerimin nefes alamamaları, sarılık derken mutlulukla endişe arasında inip çıkmalar bizi serseme çeviriyor. Eve makinelerle gelecekler, eğitimler alıyoruz. Sonuçta hastane yoğun bakım günleri bir hafta sürüyor. Bir sürü prematüre annesi için cok kısa ama benim için çok uzun.

Ve sonunda güneşli bir yaz günü iki bebeğimizi araba koltuklarına koyuyoruz kocamla. Yanlarında nefes almayı unuturlarsa bize haber verecek olan makineleri. Evimize doğru yola çıkıyoruz. Yaşarken endişeden başka hiçbir kısmını hatırlayamadığımız 35 haftanın anısına sadece kızlarımın şarkısını dinleyerek başlıyoruz yeni hayatımıza. Dilerim, her prematüre bebek, her prematüre ailesi bizim kadar şanslı olur…

İyi ki doğdunuz canlarım benim!

 

 

 



Pin It on Pinterest

Share This