Çöp deyip geçmeyin!

Çöp deyip geçmeyin!

Yazan: Melike

Almanya’da yaşamaya başladığımızdan beri havasından sonra en zor alıştığım konulardan bir tanesi çöp konusu. Bizi Türkiye’den ziyarete gelen arkadaş ve ailelerimiz sayesinde de her seferinde tekrarladığımız bir zorluk bu.

İçinizde bir yandan yemeğini yerken bir yandan bu yazıyı okuyanlar varsa kapatıp gitmeyin, çok iğrençleşmeden anlatacağım. Aslına bakarsanız size enerji verecek, zihninizi açacak bir şeyler yemenizi öneririm, çünkü konu bir üniversite dersi olacak kadar zihin açıklığı gerektirecek detaylara sahip.

Şimdi bizim bulunduğumuz şehrin çöp atma, çöp toplama kuralları şöyle:
Öyle çöp deyip geçmeyin, bir tanıyın efenim.

Bir hanehalkının çıkardığı çöpler 7 ana başlıkta toplanıyor.

– Yemek artıkları – Bio çöpler: Bunlar adından anlayacağınız gibi sadece yemek artıklarından oluşuyor, içinde yemekte kullanılmış peçeteler bile dahil değil. İsterseniz bunlardan bahçenizde bir kompost ta kurabilirsiniz, ve geri dönüşümünde gübre olarak da kullanabilirsiniz. Fakat onun da kuralları var, ben daha o bölüme çalışmadım.
– Kağıtlar: Karton, mukavva, kağıt, gazete gibi atıklar
– Geri dönüşümlü çöpler: Her türlü plastik kutu, naylon, süt, yoğurt kutuları ve üzerinde geri dönüşüm işareti olan her türlü atık
– Diğer çöpler – Rest Müll: Yukarıdaki çöplerin dışında kalan diğer her türlü atıklar. Sigara izmaritleri, cam kırıkları (dikkatinizi çekerim camlar değil, ona sonra geleceğim), çay poşetleri, banyo-wc atıkları, çöcuğunuzun mis kokulu esansı ile bezenmiş bezleri filan bu gruba dahil.

Daha bitmedi. Bir evden rutin olarak çıkan başka atıklar da var. Mesela cam şişeler. Oh akşam arkadaşlarla bir içtik bir içtik deyip geçemiyorsunuz, bu cam şişeleri toplayıp, şehrin belli yerlerine yerleştirilmiş cam atık kulübelerine götürmeniz gerekiyor. Ayrıca yeşil şişeleri ayrı kulübeye, kahverengi olanları başka bir kulübeye, beyazları da bir başkasına atmak zorundasınız.
Kola, su vb içeceklerin plastik şişeleri ise genellikle paralı. Yani ilk başta bir sefer aldıktan sonra, boş şişeleri markete geri götürdüğünüzde parasını alıyorsunuz.

Rutin atıklardan bir diğeri de piller. Bunları da ne evde ne dışarıda hiçbir yere atamadığınız gibi, marketlere götürüp oradaki noktalara atmanız gerekiyor.

Yani her dışarıya veya alışverişe çıkışımda, evdeki çöplerin hangilerinin benimle geleceğini düşünmek zorundayım burada yaşamaya başladığımdan beri. Hele bir de benim gibi unutkan bir insansanız, sokağın başına kadar gidip hatırlayıp tekrar eve dönmeniz ve bunu en az 3 kere tekrarlamanız işten bile değil.

 

Bunları ayırıyoruz da ne oluyor? Önce resmini gördüğünüz, mutfağınızda hatırı sayılır büyüklükte bir dolap yeri kaplayan bu çöp kutuları dolduğu zaman öyle kapının önüne koyuvereyim (bu durumda ceza yazılır) veya apartman görevlisi geçerken alsın (zaten apartman görevlisi kavramı yok) durumu yok. Evinize ait büyük çöp bidonları almanız gerekiyor. Bunlar için de belediyeye çöp vergisi ödüyorsunuz tabii. Mutfaktaki çöpler biriktikçe, bahçenizdeki bu bidonlara dolduruyorsunuz.

 image

Şimdi yeni bir nokta, bu bidonlardaki farklı çöplerin Yıllık Çöp Toplama Takvimleri var efenim. Bu takvim size her yılbaşından önce geliyor. Resimde görebileceğiniz gibi evinizin çöpleri haftada bir toplanıyor. Yani bir hafta sadece Bio çöpler, öbür hafta Diğer Çöpler, ayda bir kağıt, ayda bir plastik çöpler şeklinde ve resmi tatil günleri filan da dikkate alınarak düzenleniyor genellikle bu takvim. Mazallah, mesela benim gibi çöp kapısının anahtarını kaybettiyseniz filan o hafta çöpleri çıkaramıyorsunuz, tam bir ay daha beklemek zorundasınız. E tabii o arada yeni çöpleri koyacak yeriniz kalmıyor. Bu sefer tüm çöpleri arabanıza yükleyip, şehrinizdeki kağıt atıkları alan büyük çöp alanlarına götürmeniz gerekiyor, üzerine de ağırlığına göre para vererek.
Bir de taşınırken çıkan çöpler var ki, o hengamede çöp ayırmakla uğraşmadığımız ve de o zamanlar bilmediğimiz için, sonradan çöp ayıklamak zorunda kaldığımız ve aynı şekilde arabayla götürüp para karşılığı verdiğimiz çöpler var.

İlk zamanlarda bayağı şaşırıyordum. Mesela evde badana yaptıracaksınız veya bahçenize bahçıvan çağıracaksınız veya bir tamir/renovasyon yaptıracaksınız, ne işiniz olursa olsun önce teklif almak durumundasınız. Öyle bilmem kimin badanacısı iyiymiş, çağırdım yarın gelecek işe başlayacak gibi bir durum asla yok. Önce işi anlayıp size teklif veriyorlar. Muslukçusundan, inşaatçısına kadar. İlk başlarda bu tekliflerde dikkatimi çeken ve ücretin oldukça büyük bir kısmını içeren, işle ilgili çıkan çöplerin toplanması ve atılması gibi bir bedel talep edildiğinde haykırarak gülüyordum. Tabii bu şartlarda nedenini anlamam çok uzun sürmedi. Artık benim de mutlaka dikkat ettiğim konulardan bir tanesi oldu.

Bir de Büyük Atıklar-SperrMüll diye bir başlığımız daha var ki, bu da evden çıkan mesela bir yatak veya korniş vb tipteki normalde çöp bidonlarına sığdıramayacağınız büyüklükte olan atıklar. Bunlar için de ayrıca bir servisi arayıp randevu almanız gerekiyor. Ama metaller için başka bir numara var, ahşap için başka, plastik için başka telefon numarası. Genellikle bir ay sonrasına verilen tarihte bir gün önce kapınızın önüne tüm bu büyük çöpleri koyabiliyorsunuz, ertesi sabahta özel bir kamyon gelip bunları topluyor. Tabii ne koyacağınızı da telefonda önceden tek tek söylemeniz gerekiyor. Aman diyeyim başka birşey koymayın almıyorlar. Hey Allahım!

Bu noktada tüm hanehalkları için aslında ciddi bir zaman ve paraya mal olan bu çöplerden çıkan sonuçlar şöyle:
– Almanya’da 2011 de toplam 36,8 milyon ton çöp toplanmış. Bu da kişi başına yılda yaklaşık yarım ton çöp çıktığı anlamına geliyor.
– Bu çöplerin bazıları yakılarak enerji elde edilmesi konusunda kullanılıyor. Almanya mesela İsveç’e çöp ihraç ediyor.
– En çok para geri dönüşümden geliyor.

Oğlum da, evin haricinde gittiği okulda bunları öğreniyor. ‘Hadi git onu çöpe at’ cümlesi bizde genellikle ‘nereye?’ sorusuyla birlikte yaşıyor. Tabii ki bu konuda kitaplarımız da var, çevre bilinci böyle gelişiyor. Konunun karmaşıklığından mı yoksa çöpçülerimizin son derece havalı olmalarından mı bilemiyorum, hala sorduğumda büyüyünce çöpçü olacağını söylüyor.

Böylesine paranın ve işgücünün varolduğu bir sistem olur da, uygulaması olmadan olur mu hiç? Bahsettiğim yıllık takvimin iPhone ve iPad uygulamaları var tabii ki. Adresinizi girdiğinizde o hafta size hangi çöpü çıkarmanız gerektiğini bildiriyor, isterseniz alarm da kurabiliyorsunuz.

İşte böyle efem, yani çöp deyip geçmemek lazımmış. Bana da, ¨bizim çocuğun okulu da çok çevreci, geri dönüşüm dahil herşeyi öğretmişler, pek güzel öğrenmiş, bize de anlatıyor¨ filan gibi cümleler kurmayın lütfen. Ah bir de şu çöp kapısının anahtarını bulabilsem…



Pin It on Pinterest

Share This