Almanya’da Alışamadıklarım

Almanya’da Alışamadıklarım

Yazan: Melike

Biz iki anne, iş sebebiyle sonradan yurt dışına taşınmış insanlar olarak “Amerika’da alışamadıklarım“yazımızdan sonra bir de Almanya’da alışamadıklarımızdan bahsedelim istedik. Elbette burada yazdıklarımız yaşanan kente ve kişiden kişiye değişebilir ancak bir yandan da Türk-Alman-Amerikan kültürü arasındaki farklı detayları da ortaya koyduğunu düşünüyoruz.

Biz Almanya’ya taşınalı 5 yıl oldu. Taşındığımızdan beri neredeyse en az 3 ayda bir Türkiye’ye gelip gitmeye devam ediyoruz. Bu süre içerisinde başta güçlük çekip biraz zorlansam da en sonunda alıştığım bir takım özellikler, bir de ne yaparsam yapayım asla alışmayacağım şeyler var:

Alışamadıklarım:

– Tahmin edeceğiniz gibi ilk söyleyeceğim havası. Yılın neredeyse 300 gününün gri ve yağışlı olması. Aynı zamanda özellikle bahar ve yaz aylarında havanın bir gün içinde bile 10 derecelik farklılıklarla değişmesi ve bir yaz bir kış yaşanması.
– Alman şıklığı. Türkiye’de yaşarken bir türlü anlam veremediğim, açık sandaletlerin çorapla giyilmesi konusunu buraya taşındıktan sonra yukarıdaki madde nedeniyle anlasam da hala alışamadım.
– Herkesin en çok konuştuğu konunun hava olması. Önceleri ne kadar yüzeysel mesafeli insanlar bunlar gibi düşüncelerim olmuşsa da her an ciddi anlamda değişebilecek havanın etkisini sonunda öğrendim. Ne bu havaya ve ne de yazın çizme giymeye hiçbir zaman alışacağımı sanmıyorum.
– Komşuluk ilişkileri. Bir Almanın evine davet edilmek için oldukça uzuuun bir zaman geçmesi gerekiyor. Çok iyi anlaştıkları, sevdikleri biri bile olsa, saatlerce kapının önünde dikilip sohbet edebilirler, ancak evlerine birbirlerini buyur etmezler. Sonradan duyduğum kadarıyla, 1960 lardan kalan ‘Ev kadınıysanız eviniz her zaman temiz ve düzenli olmalıdır’ yargısı varmış. Bu nedenle de programlı olmadığı sürece kimseyi davet etmeyi tercih etmezlermiş. Valla bu onların savunması, ben onların yalancısıyım.
– Planlı davetler için evlerine, dekorasyondan masa sunumuna kadar gösterdikleri titizlik ve verdikleri önem
– Çocuklar için bu durum biraz daha esnek tabii. Çocuğunuz bir arkadaşını ziyarete gidebilir, ancak annenin mümkünse çocuğunu bırakıp sonra da almaya gelmesini tercih ediyorlar. Bu durum aynı şekilde doğum günleri için de geçerli. Öyle anneler-babalar-çocuklar hep bir arada bir çocuğun doğum gününü kutladıklarına henüz şahit olmadım.
– Çocukların öğleden sonraları ‘oyun saatleri’ dahil olmak üzere herhangi bir ziyaretlerinin en iyi ihtimalle en geç 1 hafta önceden planlanmış olması gerekiyor.
– Bizdeki gibi spontan olma kavramlarının gelişmiş olduğunu söyleyemeyeceğim. Yani diyelim ki evde çocuğunuzla sıkıldınız veya biraz vaktiniz var, evde olduğunu bildiğiniz bir arkadaşınızı arayıp ‘hadi şuraya gidelim’ teklifinizin çalışmayacağı bir gerçek.
– Oturduğunuz yere bağlı olarak, eğer yeni yerleşim yerlerinde değilseniz, komşularınızın %90 ının 50-60 yaş üzeri olması ve genellikle tek başlarına yaşamaları
– Barbeküye davet edildiğinizde ‘Ben ne yemek getireyim?’ diye sorma gerekliliği
– Pişirdiğiniz tatlı/pastayı bir tabak içinde komşulara da biraz dağıtayım gibi bir durumun asla olmaması ve yapmanız halinde size şaşkınlıktan yuvalarından fırlamış gözlerle bakmaları
– Aldıkları tabağı boş olarak geri vermelerinin yanında, şu güzel olmuş bu kötü olmuş gibi yorum yapmaları
– Her türlü aktivitede son derece dakik olmaları. Mesela Karnaval zamanında geçidin başlama saati 14.11 dir.
– Patates yemeklerinin çeşitliliği, ve en az iki günde bir patates yemeleri
– Restaurant menülerinde yer alan neredeyse her yemeğin yanında sunulan Pommes Frites- patates kızartması
– Muslukçudan, doktorlara herkesin fatura göndermesi ve bu faturalardaki yaptıkları işi inanılmaz derece detaylandırmaları
– Doktorundan, avukatına ingilizce konuşma konusundaki kendilerine güvensizlik ve korkuları
– Doktorların Amerika’dakilerde farklı olarak çözüm odaklı değil, sebep odaklı hastalığa yaklaşımları
– Alman annelerin homöopati tedavilerine verdikleri önem
– Eve temizlik için gelen insanların saat başı fiyat vermeleri ve saat olarak anlaşma yapmanız. Haftada 3 saat temizlik gibi. Temizlik içinde yapılacak her işin detaylı bir şekilde anlatılıp konuşulması, bunun haricinde hiçbir iş yapılmaması
– Konuşma sırasında yüzlerde mimik ve el hareketlerinin azlığı. Genellikle alçak sayılacak tek düze bir tonla konuşulması
– Bahçelerine ve evlerinin önlerine gösterdikleri itina ve temizlik
– Açıkca istenmediği sürece kimseye yardım teklif etmemek, etmeniz halinde kötü bakışlarla red cevabı almak
– Yemek siparişinden buluşma ayarlanmasına kadar herhangi bir konuda net cevaplar istenmesi ve net kararlar alınması. Bir kere bir konuda karar aldıktan sonra, para kaybı söz konusu değilse o karardan asla dönülmemesi, başka alternatiflerin dinlenmemesi
– Almanca konuşulması konusunda yapılan baskı ve kurdukları sistem (bu konunun detayları bir başka yazıya)
– Neredeyse tüm konularda olduğu gibi, çöp konusunda da ihtisaslaşmış olmaları. Bu konuya ayrı bir yazıda yer verdik.
– Cumartesi günleri büyük market zincirleri haricindeki dükkanların saat 14.00 te, hafta içi saat 19.00 da kapanması.(Önceden daha kötüymüş)
– Pazar günleri ise büyük marketler dahil hiçbir dükkanın açık olmaması. Sadece benzinciler ve havaalanındaki bazı dükkanların açık olması
– Ana okullarının kapasitelerinin sınırlı olması. Anaokulu için çocuğunuzu yaklaşık 2 yıl önceden kayıt ettirme gerekliliği.

Türkiye’deki tatilden döneli henüz 1 hafta olduğundan, yüksek tatil enerjim ve olabilecek en olumlu yaklaşımlarımla buraya tekrar alışmaya çalışıyorum ve ‘alışamadıklarım’ listesini fazla uzatıp da kendimi mutsuz etmeyeyim diyorum.
Kimbilir bizi Almanya’dan okuyanlarınız varsa, belki bu listeye başka maddeleri de sizler eklersiniz.

 

 

 

 



Pin It on Pinterest

Share This