Restoranlarda iPad’li, telefonlu çocuk görüntüleri

Restoranlarda iPad’li, telefonlu çocuk görüntüleri

Geçenlerde bir yazıya denk geldik. Hem bir uzman yazısı hem de ebeveyn duyarlılığı ile yazılmış. Ekran çocuklara neler kaybettir konusunda bilimsel araştırmalara yer verip aslında seçimlerimizi tekrar gözden geçirebileceğimiz konusunda bir çeşit “üzerinde düşünebileceklerimiz” kapısı aralıyor. Bizler de bu konuda düşünüyoruz biliyorsunuz, bugün sesli düşünelim istedik.

Yine klasik iki örnek aileden bahsedilmiş. “İyi” örnekte, 4 yaşındaki çocuk, annesi, babası güzel ilişkiler içinde restoranda karşılıklı paylaşımda bulunuyorlar, “kötü” örnekte ise 4 yaşındaki çocuğun elinde bir iPad anne, baba kendi dünyalarında çocuk iPad’e bağlanmış, yemek tıkıştırılıyor  arada. “iPad çıktı çocuklar ekrana gömüldü çıkamıyorlar” diyenlerin en rahatsız olduğu görüntü ve sık sık da karşılaşmaktayız artık. Aslında kendimiz bile yapsak yine de hepimizin en rahatsız olduğu görüntü. Kendi telefonlu, iPad’li halimizi göremediğimizden olsa gerek çocuklarımızın İpad’li, telefonlu hali hepimizde bir çeşit travma yaratıyor. Yani bizde kesin yaratıyor, hadi genellemeyelim. “Çocuğunuza iPad verip susturmayın, restoranda nasıl doğru düzgün durulacağını öğretin” akımı da bunun yan dalları.

Halbuki oturup bir düşününce şunu farkediyoruz: her evin iPad kullanımı konusunda farklı kuralları var. Ancak sanki kendimiz dışında herkes “kuralsızlar” kategorisindeymişler gibi geliyor. Aslında karşıdan seyredince belki de birbirimizin kurallarını beğenmiyoruz ve kuralsızlık sanıyor olabiliriz diye düşünmeye başladık. Biz iki onlineannenin de kuralları farklı (kurallar 1, kurallar 2), burada konuk ettiğimiz annelerin de…Örneğin evde neredeyse hiç ekran kullanmayıp sadece restoranda kullananlar da var. Aslında bu kuralların ev düzeni, çocuğun yapısı,  ailenin yapısı ve dolayısıyla restorana ne amaçla geldiğimizle çok alakası var. “Aile zamanı oluşundan tut”, “arkadaşımla buluşacağım ama çocuğu bırakacak yerim yok”, “kırk yılda bir yemeğe çıktık” kapsamında pek çok insani ve farklı durum sözkonusu. Her gün, her aile aynı değil!

Restoran konusunda bizim evlerin genel kuralı “restoranda iPad yok” çünkü restoranda yemek yemek ailecek beraber yaptığımız bir aktivite. Evlerimizin birinde en küçük eleman 3.5 yaşında olduğu için doğal olarak onu yemek süresince masada tutmak zor, kalk oturdan birşey anlamadığımız zamanlar da oluyor, güzel zamanlar geçirdiğimiz de. Bazısında ilişkimiz 10 numara 5 yıldız, süper nöron gelişimi, ebeveyn-çocuk ilişkisi; bazısında “dur, yapma, etme” demekten rezalet, çileden çıkmış ebeveynin “başlıycam restoranınıza” çırpınışları…Büyük çocuklar (5-7 yaş bizde) daha çok laf anlıyor ama bol yetişkinli bir yemeğe dahil edildiklerinde eğer sohbet onların çevresinde dönmezse haliyle sıkıldımlar, hadi gidelimler başlıyor.

Yine de genel olarak “restoranda iPad yok”‘u öğretmeyi tercih ediyoruz. Aslında “başka insanlarla ya da evin dışında beraber olduğumuzda ekranlara bakmayız, birbirimizle sohbet ederiz, oyun oynarız, birbirimizle ve diğer sevdiklerimizle bulunduğumuz anlar önemlidir”i öğretmeye çalışıyoruz. Ama bu bizim kuralımızın doğru ya da en iyi olduğu anlamına asla gelmiyor. Ayrıca bu kuralı hiç bozmayacağımız anlamına da gelmiyor, şartlara göre -bugüne kadar sık olmasa da yapmışlığımız var- ellerine telefon tutuşturabiliriz. Tamamen şartlara, ruh halimize, kiminle olduğumuza, beraber olduklarımızın ne kadar çocuk-merkezli olabildiklerine bağlı. Ama kuralları bozmalarımızı istisna olarak tutmaya çalışıyoruz. Kendi kurallarımızı uygulama konusunda başarılı mısınız derseniz? “Genellikle” deriz “ama zıvanadan çıktığımız da oluyor” deriz. Ayrıca “her gün aynı yaratılmamıştır” deyip altını da bir güzel çizeriz.

O yüzden sürekli söylüyoruz çevremizde gözleyerek vardığımız sonuçlar çok doğru olmayabilir. Restoranda yemek tıkıştırılan çocuk evde annesi ile bin çeşit nöron geliştirici aktivite yapıyor olabilir. Diğer iyi örnek de bütün gününü televizyon karşısında geçirmiş olabilir. Çevremizde gözlemlediğimiz ve endişe duyduğumuz durumlar yani çocuğun robota döndüğü durumlar ne kadar yaygın acaba, biz de çok merak ediyoruz. Yani bir muayenehanede bir çocuk psikologunun karşılaştığı teknoloji yüzünden olduğu düşünülen “asosyal” çocukların gerçek hayattaki yaygınlığını anlamak için de geniş kapsamlı bilimsel araştırmaya ihtiyaç var. Ama biz ailelerin araştırma sonucu bekleyecek hali zaten yok ama sağduyu diye birşey var çok şükür. Çocuk her gün 4 saat boyunca kitap okuyup, satranç oynasa da müdahale etmek gerekmez mi zaten? Terslik yok mudur bunda? Aslında hepimiz, çocuklarımızla birlikte yeni teknolojik çağa ayak uydurma krizleri yaşıyoruz. Ebeveynlerin çoğu zaten “çıt çıt çıt” modunda. Ama çocuklar sözkonusu olunca bu krizin yansımaları  “İşte yine çocuğu ekrana bağlamış bir aile, ne kadar kötü” bakışlarına karşı herkes de bir kendini aklama derdi.. “valla aslında bugün hiç oynamadı” laflarıyla onay almalar, vicdan rahatlatmalar…Hani neredeyse “ben hiç iPad vermem, televizyon açmam” iyi ebeveynliğin göstergelerinden biri…

Ebeveyn olarak bu restoran işinde altını çizmemiz gerekenlerin en önemlisinin nöron gelişimi değil  “saygı” konusu olduğunu düşünüyoruz. “Biri ile konuşurken onun gözünün içine bakılır. Biri konuşurken yemek gibi bir sohbet ortamında telefonda mail kontrol etmek saygısızlıktır”. Arkadaşınıza yapmamamız gerektiği gibi çocuğumuza da saygısızlık yapmamak gerekir. “Çocuğumuzun azdığı zamanlarda başkasına saygısızlık yapmasını da engellememiz gerekir” diye liste uzayıp gidebilir. Bazen yemeklerde sohbetler çocuklarla olur, bazen sadece büyükler içindir, çocuklar yan masada oturur. İster kağıt kalemle aktivite yaparlar, ister iPad’le, ister birbirlerine bilmece sorarlar ailenin kuralı her ne ise. Hangi aracı kullanırlarsa kulansınlar çocuklara bunu öğretmek, kimseyi rahatsız etmeye hakları olmadığını öğretmek de bir süreçtir.  Çocuklar bunu ellerinden teknolojiyi alarak öğrenmez, en güzel ebeveynlerini gözlemleyerek öğrenir.Ve bu bir kültür meselesidir daha önce başka bir kültürden örnek vererek değindiğimiz gibi…

Biz ip atlayan çocuklar yerine koltuklarda oturan çocuklara alıştık mı gerçekten? Bize alıştık gibi gelmiyor uzun lafın kısası, yoksa hepimiz bundan yakınıyor olmazdık… Söylüyoruz ya bu iş diyet meselesi. Arada tatlıyı fazla kaçırman her zaman kötü beslendiğin anlamına gelmez ama her ebeveynin gözden geçirmesi gereken çocuklarının genel dijial diyetinin ne durumda olduğu. Günlük değil ama daha önce de bahsettiğimiz gibi belki en azından haftalık bir gözden geçirme ve ona göre önlem alma. Çocuklarımızla geçirdiğimiz hayatımızın her dakikasını nöronlarının gelişmesine öncelik vererek planlamak “ideal ebeveynlik” tanımları gibi ulaşılamayacak, en fazla “ne berbat ebeveynim” duygusuyla kıvrandıracak, uzak bir hedef gibi geliyor kulağa. Yapabilene ve seçtiği bu yolda başarılı olana ve özellikle bunu yaparken çevredeki insanlara hayatı dar etmeyenlere tabii ki ne mutlu…  Yine de bizim hayalimiz ip de atlasınlar, teknolojiyi de edebiyle kullanmayı öğrensinler. Kolay değil tabii, daha biz yetişkinler yeni yeni öğrenmeye çalışıyoruz ne de olsa. Ayrıca restoranların bile artık tablet servisi yaptığını düşünecek olursak göreceğiz bakalım daha bizi neler bekliyor, neler?

Resim çocuklara tablet servisi sunan bir restoran yazısından alıntıdır.



Pin It on Pinterest

Share This