Biz Yeşil Sevmeyiz ama bugün Dünya Günü!

Biz Yeşil Sevmeyiz ama bugün Dünya Günü!

Onun günü, bunun günü derken günlerin önemi azalıyor sanki ama bugün Dünya Günü ve bu seneki teması da Yeşil Şehirler. Aslında 44 senedir çeşitli etkinliklerle pek çok ülkede kutlanılan Dünya Günü Türkiye’de pek ilgi çekmiyor. Aslında 23 Nisan gibi çok özel bir zamanımıza denk geldiği için belki fırsat bulamıyoruz. Aslında 23 Nisan’ın ruhuna da çok uygun bir gün. Ne de olsa dünyamızın geleceği çocuklarımızın geleceği demek. Bugün dünyanın çeşitli yerlerinde çocuklar şehirlerini tanıyacak ve de şehirlerini daha yaşanabilir ve sürdürülebilir olması için neler yapmak gerektiğini öğrenecekler. (Bunlarla ilgili ayrıntılar burada. Ama onlineanne olarak bu konuyu burada bırakmayacağımızdan emin olabilirsiniz).

Çocuklara attıkları her adımın dünyaya bir etkisi olduğunu farkettirmenin yaşı yok. Çevre bilincini çocuklara erken kazandırmak gerekiyor. Ancak yaşanabilir ve sürdürülebilir şehirler ve çevre söz konusu olduğunda Türkiye pek çok açıdan sınıfta kalmış görünüyor. Beton sevdamız, her bulduğumuz yeşil alanı paraya çevirme aşkımız malum…Biz şehir plancısı iki anne olarak bu konuda ağlamaya başlayınca çok ağlarız da ağlamanın prolemin çözümüne katkısı olmadığını bildiğimizden bugün çevre konusunda çocuklarımızla birlikte yapabileceklerimize değinmek istiyoruz.

Biliyorsunuz biz değişimin ancak çocuklarla başlayabileceğini düşünüyoruz. Bizim nesil apartmanların arasında apartman olmayı bekleyen boş arsalarda top koşturarak büyüdü. Ancak o boş arsalar öngörüldüğü gibi apartman oldu ama nefes alınsın diye planlarda minimum kişi başı 7 m2 olacak denilen yeşil alanlar kimsenin umurunda olmadı haliyle. Sonunda da çocuklarımızın adı “kutulanmış çocuğa” çıktı…

Bu kapsamda Tema’nın çok güzel bir eğitim programı var, Minik TEMA. Çocuklara doğa sevgisi kazandırmak ve sürdürülebilirliğe yönelik doğru tutum ve davranışlarını beslemek için geliştirilen bu proje, Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteğiyle 2010 yılından bu yana uygulanan Türkiye’nin en kapsamlı toprak odaklı erken çocukluk çevre eğitimi programı-ymış. Erken çocukluk döneminde çocukların edindikleri deneyimlerin, ömür boyu sahip olacakları yaklaşımları, değer yargılarını, davranışları , alışkanlıkları , becerileri ve kimliği belirlediği gerçeğine dayanarak çocukları doğa konusunda eğitmeye uğraşıyorlar. Daha detayına buradan ulaşmanızı tavsiye ediyoruz. Ayrıca okullarda uygulanan “bu sınıf  TEMA gönüllüsüdür” uygulaması da süper ötesi. Her okul, her sınıfa yayılsın inşallah, amin. Problemleri düşünüp düşünüp depresyona girmek yerine bir problemin bir ucundan tutup elimizden geleni yapma (mesela bir STK’ya gönüllü olma) önerisi adına sizi TEMA’nın kısa videosunu da tavsiye ediyoruz. Bu arada bu gönüllülük işini  yurtdışında ülkemde ülkem diye kendini yiyenler de ciddiye alabilir.

Sonuç olarak bugünün şerefine en azından çocuğumuzla Dünya Gününün resmi sitesine bir göz gezdirebiliriz. İngilizce bizi açmaz diyenler çocuklarıyla sadece Ekolojik Ayak İzi testini yapabilir. Valla kısacık. Haritada Türkiye’yi seçince Türkçe dil seçeneği de geliyor. Yaşam şeklimizle dünyayı nasıl etkilediğimizi gözlerimizle görüp yapabileceklerimizi gözden geçirmek için birebir. Kendimiz yapınca ne acıklı bir halde olduğumuzu görüyoruz. Örneğin Amerikan yaşam şekli nedeni ile herkes bizim aile gibi yaşasa bunun gibi 5 dünya gerektiğini öğrenince senaryoyu değiştirme ihtiyacı oluyor insanda ister istemez, haliyle  utanıyorsun. Sadece et yemeyi azaltarak, bile bayağı önemli bir fark yaratmak mümkün. Paketlenmiş gıda yerine yerel pazar kullanmaya, araba yerine toplu taşım tercih etmeye kadar pek çok ufak görünen değişikliğin ekolojik ayak izmizi küçültmeye nasıl yardımcı olduğunu gösterme konusunda gayet başarılı. Ufak ufak değişikliklerle de önemli bir fark yaratmak mümkün.

“Yeşil şehir” deyince kulağa pek hoş geliyor. Herkes ister şehri yeşil olsun ama bunun için yapılması gereken fedakarlıklar söz konusu olunca herkes başkası yapsın diye bekleme eğiliminde o da ayrı konu. Plancılar iyi bilir “Herkes yeşil alan istiyor ama başkasının parselinde”… Bunun çevreci versiyonu da NIMBY sendromu (not in my backyard-benim bahçemde olmasın da nerede olursa olsun) 🙂

Şehirlerimizin, şehir yönetimlerimizin çok problemi var ama kendimizde taşın altına elimizi koyacak istek var mı? Bunlar  bir şehri yeşil yapan özelliklerden  bazıları yanında da sözkonusu taşlar: 

1. Araba bağımlılığının azaltılması (Tamam toplu taşıma ihtiyaç var ama arabamıza tek başına kurulma lüksünden vazgeçebilecek miyiz)
2. Karışık arazi kullanımının desteklenmesi (tamam plancının işi peki bizim “ah ağaçların arasında villam olsun, yazlığımız denizin dibinde olsun, korunaklı, havuzlu sitelerimiz olsun” isteklerimiz?)
3. Yürünebilir kentler yaratmak (Tamam doğru düzgün yürüme alanları yapsınlar ama yayaya, engelliye ayrılmış yere arabamızı hunharca park etmeyi bırakabilecek miyiz?)
4. Yayaları korumak. (Tamam ulaşım planlaması lazım ama bizim de karşımıza çıkan yayaya yol vermeyi öğrenebilmemiz için kaç fırın ekmek yememiz lazım?)
5. Bisikleti ulaşım aracı haline getirmek (Tamam bisiklet yolu şart ama olsa da totomuzu kaldırır mıyız?)
6. Binaların dış görünümünü güzelleştirmek (Yapsın yönetim işi ne, ama hiç talepte bulunduk mu? Evin iç mekanına verdiğimiz önemin binde birini dışına verir miyiz?) (LEED setifikasyonu, enerji tasarruflu binalar, güneş enerjisi kullanımına falan hiç girmeyelim şimdi çok fazla gelir)
7. Yeşil alanlar, kent bahçeleri (Bulunan her boşluğa AVM dikmesinler tamam da; senin de gezmek deyince aklına bir tek AVM gelmese kardeşim?)
8. Mekanları yayalara  göre tasarlamak. (Arabamızı mekanın dibine park etmek zorunda mıyız? Biraz yürüsek ne olur mesela?)
9. Su ve enerji tasarrufu  (bi zahmet lambaları değiştirmek, suyu boşa harcamamak falan?)
10. Yeniden kullan, az tüket, dönüştür (geri dönüşüm kutusuna kadar ulaşsak pek hoş olur da gelene kadar mesela yerlere çöp atmamakla işe başlayabilir miyiz?)
11. Ağaç dikmek. (Aman yenisinden vazgeçtik dikilmişleri kesmeyelim, kesilmesin diye uğraşanları gazlamayalım, gazlayanları alkışlamayalım yeter.)

Hemen ODTÜ Şehir Planlama Bölümünden iki hocamızdan alıntılarla yazıyı sonlandıralım:

Prof Dr. İlhan Tekeli “Türkiye’de herkes plana uyulsun ister ama bir tek kendisi plana uymasın diye uğraşır”
Prof. Dr. Raci Bademli “Türkiye’de şehirlerin değişmesi için kafaların, yasaların, kasaların değişmesi gerekir”

Eh, gücümüz yok sanıyoruz ama belki önce kafamızı değiştirerek işe başlayabiliriz.

Adettendir  konuya uygun gelmiş geçmiş en güzel film, tam çocuklarla seyretmelik, LORAX:

Ve tabii filme konu olan orijinal kitabın uygulaması da var:

Annelere de hafifinden Buket Uzuner’in Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları: Su adlı kitap gitsin yan masadan 🙂

*Kullandığımız resmin kaynağını bulamadık, bilen varsa çok seviniriz. Ama bize çok manidar geldi 😉



Pin It on Pinterest

Share This