Çift Dilli Çocuk Yetiştirmenin Püf Noktaları

Çift Dilli Çocuk Yetiştirmenin Püf Noktaları

Bugün de konuğumuz uzman psikolog ve nörobilimci Ayça Karagöz Üzel. Bizlere çift dilli çocuk yetiştirme konusunda yardımcı olacak bazı bilgiler veriyor. Kendisine sitemize konuk olduğu ve paylaşımları için bir kez daha teşekkür ediyoruz.
**********************
Küreselleşen dünyada çocuklarımıza ikinci hatta üçüncü bir dili öğretmek bir zorunluluk olmuş durumda. Çocuklarımıza küçük yaştan başlayarak, evlerimizde ve okullarda ikinci bir dili konuşma imkanını tanıyoruz. Ancak genel inanışın tersine birden fazla dil öğrenme şansına sahip olan her çocuk çift dilli olmuyor. Hatta çift dilli ortamlarda büyüyen çocukların %25’inin sadece bir dil konuştuğunu görüyoruz. Peki ne oluyor da bazı çocuklar bir dili diğerine tercih edebiliyor? Çocuklarımızın her iki dili de konuşacağından hem de aynı kalitede konuşacağından nasıl emin olabiliriz?

Bu güne kadar çift dilli çocuk yetiştirirken, bir ebeveyn-bir dil ya da bir mekan-bir dil kuralının altı çizilmekteydi. Örneğin, farklı ana diller konuşan anne babaların çocuklarıyla konuşurken eşlerinin dilini karıştırmayıp sadece kendi dillerinde konuşmaları öneriliyordu. Ya da ikinci bir dil konuşulan sınıfta diğer dilin konuşulmaması önemseniyordu. Yapılan son çalışmalar ise çocukların her iki dili konuşabilmesi için başka bir faktörün altını çiziyor: Konuşulan iki dil arasında eşitlik yaratılması! Televizyon, medya, aile, arkadaş çevresi gibi sosyal faktörler dolayısıyla öğrenilen iki dil arasında kullanım sıklığı açısından genellikle farklılıklar oluşabiliyor ve bu durum ikinci dilin “azınlık” statüsüne geçmesini sağlayabiliyor. Konuşulan dillerden biri “çoğunluk” diğeri “azınlık” statüsüne geçtiğinde ise azınlığın asimile olması mümkün olabiliyor(1). Örneğin Kanada’da yapılan bir çalışmada anne ya da babasının anadili Almanca olan çocuklarda dahi, Fransızca günlük hayatın büyük bir kısmını kapsarsa çocukların Almanca’yı konuşmadığı görülmüş(2). Uzmanlar iki dil arasında %40-%60 gibi bir kullanım eşitliği olduğu takdirde çocukların iki dilli olabileceğine işaret ediyorlar.

İkinci bir dilin öğrenilip konuşulabilmesi için ikinci şart ise öğrenme yaşıdır. Genel inanışa göre, ikinci bir dilin öğrenilebilmesi için bir kritik dönem vardır ve bu 2 yaş ile ergenlik dönemi arasıdır. Fakat buna ters düşen bireylere rastlamak da mümkündür. Aslında dil öğrenmekle ilgili bir kritik dönemden bahsederken sadece telaffuz ve aksan bileşenlerinden bahsedebiliriz. Yoksa geç yaşta kazanılmış bir ikinci dilde maksimum seviyede kelime hazinesine ve dilbilgisi hakimiyetine ulaşılabilir. Ancak erken yaşta dil öğrenmenin avantajını “rekabet teorisine” göre açıklayabiliriz(3). Küçük yaşta iki dil öğrenmek bu dillerin birbirleriyle rekabete girmesine ve beyinde kendilerine ait alanlar oluşturmasına sebep olur. Yani, beyinde iki dil için de ayrı hazneler oluşur. Yaş ilerledikçe anadil çok güçleneceğinden ve onunla rekabet etmek zorlaşacağından ikinci dil ancak anadilinin bir paraziti olarak var olabilir. Kendine ait bir hazne oluşturmak yerine anadile bağımlı olarak gelişir. İşte bu yüzdendir ki küçük yaşta bile olsa öğrenilen iki dile rekabet edebilecekleri ve eşit olarak gelişebilecekleri bir ortam sunulmalıdır. Yoksa bir dil diğerinin gölgesi altında kalabilir.

Çocuklarımız ikinci bir dili öğrendikten sonra ise işler biraz daha kolaylaşabilir çünkü çift dilli çocukların bazı bilişsel becerilerde tek dilli çocuklara göre daha başarılı oldukları görülmüştür. Özellikle 5 yaşından sonra, iki dilli çocuklarda, okuma becerisini destekleyen ses farkındalığının daha gelişmiş olduğu saptanmıştır(4). Bunun yanında, ilkokul çağında, çift dilli çocukların sözel bellek ve kelime öğrenme becerisi açısından daha başarılı oldukları görülmüştür.

Sonuç olarak, ikinci bir dilin öğrenilip konuşulabilmesi için en önemli şart, küçük yaşlardan başlayarak her dilin en az diğeri kadar duyulup kullanılmasıdır. İki dilin aynı oranda kullanılması bir dilin diğerini baskılamasını değil tam tersi dillerin birlikte gelişmesini sağlayacaktır. Dolayısıyla, ebeveynlerin günlük hayatta ikinci dilin kullanımını desteklemeleri çok önemlidir. Yapılan bir çalışmada, ebeveynlerin ikinci dilde sahip olduğu kelime dağarcığının, çocuklarının bu dildeki kelime dağarcığını doğrudan etkilediği görülmüştür(5). Eğer çocuklarımız ev, okul ya da arkadaş ortamında ikinci dili en az anadil kadar rahat kullanabilir ve hatta bunun sosyal açıdan ödüllendirici olduğunu hissederlerse kolaylıkla çift dilli olacaklardır. Bunun yanında, öğrendikleri her dil bir diğerini besleyecek ve hatta bazı bilişsel becerileri güçlenecektir.

Kaynakça

1-Pearson, B.Z. (2007). Social factors in childhood bilingualism in the United States. Applied Psycholinguistics 28; 399–410

2- MacLeod, A., Fabiano-Smith, L., Boegner-Pagé, S., Fontolliet,S. (2014).
Child Lang Teach Ther. 29(1):131–142.

3-Hernandez, A., Ping, L., MacWhinney, B. The emergence of competing modules in bilingualism. Trends in Cognitive Sciences 9(5); 220-225.

4- De Souza L.B., Leite, A.G. (2014). Profile of phonological awareness in bilingual and monolingual children. Codas 26(1):61-67.

5-Buac M, Gross M, Kaushanskaya M. (2014). The role of primary caregiver vocabulary knowledge in the development of bilingual children’s vocabulary skills. Journal of Speech, Language and Hearing Research
doi: 10.1044/2014_JSLHR-L-13-0055. [Epub ahead of print]

photo credit: edlimphoto via photopin cc



Pin It on Pinterest

Share This