Babalar ve Çocuklar

Babalar ve Çocuklar

Kısa bir mola vermiştik, Melike de, ben de Türkiye’de tatildeydik. Planlarımıza göre Ağustos başı yine sanal aleme dönecektik. Ancak dönmemize 4 gün kala babamın geçirdiği kalp krizi üstüne acil bypass nedeni ile ben kendimi babamın yanında Tekirdağ’da, çocuklarım da kendilerini babalarıyla Amerika’da buluverdi. İlk kez çocuklarımdan bu kadar ayrı kaldım, 3 koskocaman hafta; 8 senedir ilk kez onlarsız seyahat ettim ki hayallerimdeki ilk yalnız seyahatim kesinlikle bu değildi. Kader işte.

Bu sanal alemde konumuz hep anneler ve çocukları. Babalar alınmasın, keşke onlar da aramıza girse ama çocukların sözkonu olduğu blog dünyasında bir elin parmaklarını geçmez sayıdalar, biz de genelde annelerle beraberiz. Bir anne olarak baktığımda farklı anne modelleri ile bir noktada empati kurabilsem de çevremdeki baba modellerini anlamakta güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim. Ya da Türk baba modelleri mi demeliyim bilmiyorum. Her ne kadar medyada özellikle babalar günü civarında parlatılmaya çalışılan “artık babalar farklı, çocuğun hayatında, ev hayatında onlar da var” ışıltılarının hala toplumun genelinde çok azınlıkta kaldığını düşünenlerdenim.

Türk baba modellerini garipsememin nedeni çocuk sahibi olmamdan da öncesine dayanıyor çünkü evde herşeyi beraber yapan bir anne-baba ile büyüdüm. Yani börek yapılacaksa yufkayı babamın açtığı, içini annemin hazırladığı, temizlik yapılacaksa babamın süpürdüğü, annemin sildiği bir ortam. Ve bu ortam komşu ve akraba çevresinde de konu olurdu, rahmetli babannem sinir olurdu, hatta anneannem bile sinir olurdu. Türk analarının erkek çocuklarının ev işi yapmasına bir gıcığı var ya. Eh haliyle babamı “aaa harika, karısını hiç yormuyor”dan annemi “şanslı valla cık cık cık” pozisyonuna koyarlardı. Göze görünen babamın “harika” oluşuydu da kimse aslında kendi içinde “adaletli” işbölümünün yarattığı bence “harika birlikteliği” görmezdi. Ne de olsa ev ve çocuklar “anne”den sorulurdu, sorumluluk paylaşıldığı zaman babaya ekstra bonus anneye de burun kıvrılması düşerdi ki bence hala o kadar değişen birşey yok. Belki artık “bizimki çok güzel salata yapar”lar çoğaldı, kim bilir?

Gün geldi evlendim, bir evim oldu ve ailenin büyüklerini bize yemeğe davet ettik “kocamla”. Beraberce hazırladık herşeyi. Herkesin bana dediği “aa ne güzel eşin sana yardım ediyor” lafını pek garipsedim. Bizim evimizde, bizim konuklarımız için bizim düzenlediğimiz yemekte eşim bana yardım etmemişti çünkü herşeyi beraber yapmıştık. O benim yardımcım değildi, adı üstünde eşimdi. Şimdi de çocuklarımızı beraber büyütüyoruz. O birini yıkarsa, ben diğerini giydiriyorum. O çöpleri dökerse ben çöpün altını siliyorum. Ben yemek yaparsam o bulaşıkları yıkıyor. Kimin vakti neye yeterse o birşeyi üstleniyor.

Ama kadın-erkek farkı yok mu? Var tabii. Eşim dediysek, benzerim anlamında değil. Tencereleri yıkasın istiyoruz da herşeyi senin istediğin vakit, senin istediğin şekilde yapılmasını istiyorsan havanı alırsın demek istiyorum bir yandan. Daha çocuk doğar doğmaz anasından teyzesine tüm kadınları eve doldurup “sen yapamazsın” diye adamı dışarı atan da sensin, bulaşık makinesine senin istediğin gibi yerleştirmediği için “aman bırak, senin yapacağın işten ne olacak, ben yaparım” diyen de. “Yarına bu gömlek ütülensin” diyene “nasıl yani?” diye sormayan da. Ha bu arada kızına “ev işi öğrensin tabii” deyip oğlunun kirli çoraplarını hiç sesini çıkarmadan toplayan da… Bir başlasam feci genelleme yapıp erkeklere çok giydirebilirim ama her beğenmediğiniz erkeğin arkasını toplayan bir kadın olduğu gerçeğinin de altını çizmek istiyorum.

Sonuçta babam ölümden döndü; annem babamı kaybetme korkusuyla yoğun bakımın kapısına yapışıp kaldı; iki kolunda çocukları olmasa düşeceğinden korkuyordu. Ve benim eşim çocuklarımızı alıp gitti. “Sen bu tarafı düşünme, orada ne yapman gerekiyorsa, ne kadar kalman gerekiyorsa kal” dedi. Herkes bana “ne kadar şanslısın” dedi. Evet, bence de şanslıyım… Pek çok kişi “nasıl orada yalnız mı üç çocukla, bravo valla” dedi.  Ama kimse “aile olmak bu demek: beraber olmak, birlikte olmak, destek olmak, yapılması gereken neyse beraber yapmanın bir yolunu bulmak” demedi.  Hayatımda evime bu kadar koşturarak döndüğüm başka bir zamanım olduğunu hatırlamıyorum.

Şimdi ailemin yarısı bir kıtada, diğer yarısı başka bir kıtada. Ama ne zaman ruhum tam ortadan bölünmüş gibi hissetsem, yine de biliyorum ki aile olmak demek kimin daha çok ihtiyacı varsa onun yanında olmak demek, beraberce yapılması gerekeni yapmak demek ve daha çok bağlanmak demek. O yüzden mesela beraberce tatile çıkıp, güzel zaman geçirmek iyi de asıl bulaşıkları beraberce yıkayabilmek aile olmak demek… Kalabalık bayram sofralarında sülalece tatlıya dalmak iyi de, asıl hastane koridorlarında beraberce sabahlayabilmek, orada olamasan da varlığını hissettirebilmen demek…

Bana yakınımda, uzağımda olup desteğini varlığıyla hissettiren herkese, geniş aileme, dostlarıma sonsuz teşekkür.



Pin It on Pinterest

Share This