Yurtdışında yaşamanın zorlukları – 1

Yurtdışında yaşamanın zorlukları – 1

Aslında “zorluk” dediğimiz şey kişiden kişiye değişen tamamen algıyla ilgili bir konu. Daha önce Almanya’da/Amerika’da alışamadıklarımızalıştıklarımız konusunda liste yapmıştık ya aslında bu listeler neyin bize zor/neyin kolay geldiğinin geldiğinin özetiydi bir bakıma.

Biz bugün listelerimizde pek yer almayan “dil” konusuna değinmek istiyoruz. Hani özlemek en beteri de onu bir kenara koyunca, yurtdışında bize en çok koyan konulardan biri çocuklarımızla aynı lisanı konuşmamamız. İstediğin kadar ingilizce biliyorum diye geçin; mesele dilden öte aslında aynı kültürü paylaşamamak. Yani onların asıl dili İngilizce, bizimki Türkçe. Onların asıl evi Amerika, bizim Türkiye. Herkes haklı olarak evinde, sevdikleriyle kendini en rahat ifade edebildiği, yani kendi dilini konuşmak istiyor. Şimdilik biz baskınız, “evde bizimle kimse İngilizce konuşmasın” durumları hakim. Ama nereye kadar?

Geçenlerde bir baktım oğlumun odasının kapısında bir poster asılmış. Üstünde kocaman “Dork” yazıyor. Kocama “Dork da ne” dedim. O da bilmiyor, güya 10 senedir Amerika’da yaşıyoruz. Bizim İngilizce hala Türkiye’de ortaokul hazırlık sınıfında başladığımız nadide “this is my wife Brenda” Target İngilizcesinin kibarcık kibarcık ODTÜ tarzanca teknik İngilizcesi ile harmanlanmışı; bir adım öteye geçemedik (Türkiye’de İngilizce öğrenmek anca bu kadar oluyor) Neyse Dork’un anlamına baktım, pek güzel: 1. ahmak, sıkıcı insan 2. aptal 3. ahmak 4. penis. Kardeşine ahmak mı, aptal mı, sıkıcı insan mı, penis mi demek istedi acebe?

Neyse çağırdık kızları. Dedik ki “önce bize şu Dork ne demek anlatın“. Cevap geldi:

Jerk (aptal falan???) gibi ama jerkten daha iyi” Oh pek rahatladık, hem penis değil, hem jerkten daha iyi 😉

Eee niye kardeşinin kapısında Dork yazıyor evladım“.

Dikkatle bakarsan ok havluyu gösteriyor” dedi bir sivri zeka sırıtarak, spiderman havlusu. Öbüründen gelen açıklama:

ya aslında Doruk için poster yapacaktı, u’yu unutunca DORK oldu”  (Doruk kuzenleri olur).

Peki niye kardeşinizin kapısında?”

Bilmeeem“, kikir kikir kikir. Ben mi bilicem? Neyse klasik ebeveyn konuşması:

sana Dork dense hoşuna gider mi” “gitmez”

tamam çıkartın onu kapıdan, bir daha da böyle laflar istemiyoruz“…Olduuuu, gözüm doldu.

Benim için hepsi aynı; ahmak, aptal, şapşal; anlayamıyorum nüans farklarını… “what the heck” her yerde, filmlerde de duyuyoruz. eh kibar olmadığı kesin de ayıp mı, ne kadar ayıp ki derken üstüne bir de baş harflerden türemeli kısaltmalar çıktı… Mesela  jerk/cool (tarz falan???) olayı, ne zaman “jerk demiyoruz” desem “ama biz onu “Junior Educated Rich Kid- Küçük Eğitimli Zengin Çocuk” anlamında kullanıyoruz keh keh keh” var. Bir tanesinin “Bana Cool dediiii” şikayetiyle de Cool’un (Constipated Overweight Out-of-style Loser- Kabız Kilolu Stil Yoksunu Ezik demek olduğunu öğrenmiş oldum. Eee yeter ama, üstelik bana komik de gelmiyor…

Bu dil işine çok fena takılıyoruz. Dil sadece dil değil, bir kültür de aynı zamanda. Düşünün çocuğunuz heyecanla okuldan geliyor “kutu kutu pense” diye bir oyun öğrenmiş, siz hayatta duymamışsınız. Al sana “Ring Around the Rosie”. Ya da “sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz” diyor. Hooop sen gogıllıyorsun ki şarkı neymiş öğrenesin.

Bu küçükkendi tabii, googlelayınca oluyordu. Şimdi sürekli espiri yapma halindeler ve biz garibanlar da espirilerin çoğuna bön bön bakıyoruz. Bizimkilere de onlar bakıyor. “I don’t care (yani ilgilenmiyorum, beni ilgilendirmez ne anlarsan artık) dedikleri zaman cinlerimin tepeme çıkması da tamamen kültürel çünkü burada herkes söylüyor. Komşuya diyorum “Çöpü buraya koyabilir miyim”; cevap, “ilgilenmiyorum”. Soranda kabahat. Kızlara göre abartıyormuşum, kötü bir anlamı yokmuş… Olsun, biz Türk milleti alınganız n’apalım yani 🙂

Yine Amerika komşu kapısı sayılır, malumunuz Türkiye’de herşey Amerika’dan ithal. Yani bu bizim aşina halimiz. Ya Almanyalarda, Belçikalarda, İsviçrelerde yaşayanlar ne yapıyor canım arkadaşlarım? Beterin beteri var yani.

Geçenlerde ailecek pide yaparken çocuklardan biri, “aaa o kuşkafalı pide mi olacak” dedi Türkçe. Biz patlayınca, “çalıkuşu muydu yoksa” dedi bir umut. Biz iyice dağılınca, “ne var bunda gülecek” diye kızdı bir de. Haklı aslında, ha kuşkafalı, ha kuşbaşılı pide… Bu durumda çıkar/ilgi grupları, anlamındaki “interest groups”a faiz lobisi, date anlamındaki tarih yerine history, Akdeniz’e white sea demek de kuşkafalı pide kapsamında. Gerçi devlet merciinde pek güzel durmuyor 😉

Neyse bizimkilerin hoşçakal notuyla bitireyim “baaay, yarın seni görürürüm”.

Görürüm tabii, iki kafalar, makyajımı giyeyim de…

Biz Türkçe öğrensin çocuklar diye çatlayalım, işte ancak bu kadar oluyor:

Çift Dilli Çocuk Yetiştirmenin Püf Noktaları

Çok Dilli Çocuk ve Artikülasyon Gelişimi

Üç Dil Birden Öğrenen Bir Çocuk ve Teknoloji

Çocuklara Türkçe ögretmek

Çocuklara Türkçe Dersleri

Türkiye’de İngilizce Öğrenmek ve “Sessiz B” Şoku

Türkçe Çocuk Şarkıları 1: Do-Bir Külah Dondurma (Neşeli Günler)

Türkçe çocuk masalları uygulama listesi



Pin It on Pinterest

Share This