Çizginin özel tarafı

Çizginin özel tarafı

Bundan iki sene önce bir bahar ayı demiştik ki “çocuğumuzun özel gereksinimli bir çocuk olması ve olmaması arasında incecik bir çizgi var. Tesadüfen çizginin bir tarafında kalıyoruz. Çoğunluğun olduğu tarafta kaldığımızda, gündelik hayatın içinde herşey unutulup gidiyor, çizginin özel tarafında ise mücadele var”.

Bahar ayları çizginin özel tarafındakileri özellikle hatırlatıyor bize. Hem Otizm Farkındalık Ayı, Serebral Palsi Farkındalık Ayı, Down Sendromu Farkındalık Günü… ve bugün de Serebral Palsi Farkındalık Günü.

Ama bahar aylarının bize çizginin özel tarafındakileri hatırlatmasının sebebi bu kampanyalar değil. Daha kişisel… Biz bir bahar ayında çizginin özel tarafına geçmenin ne demek olduğunu anladık. Bir başka bahar ayında da çizginin özel tarafında olan canımızı kaybettik. Yıllar önce girdi hayatımıza, annesi, babası ve kardeşi ile birlikte hep mücadele etti ve sonra da hepimizi bırakıp gitti. Bugün ondan söz etmek istiyoruz. Efkan’dan…

Bildik bir geniş aile resmiydi bizimkisi de. Mesela bir bayram, ya da yaz buluşması. 1980ler-90lar… İrili ufaklı bir sürü çocuk, halalar, teyzeler, anane-dede, dayılar. Çocuklar cıvıl cıvıl, en küçüğü ile en büyüğü arasında 6-7 yaş var. Büyükler için ayrı masa, çocuklara ayrı. Kıkırdayan, koşturan çocuklar. O çocukların aklında bugün o günlere dair pek çok anı var; çokça yemek kokusu, neşe, bazen gürültü patırtı kargaşa. Yine de en çok gürültüsü, patırtısı ile aile sıcaklığı… Bir de Efkan var; çocuklardan biri…

photo 1Çocukların içinde sadece o, ne çocuk masasına, ne büyük masasına oturabildi. Çocuklardan sadece o, ne koşabilir, ne tutabilirdi. Genelde yatırıldığı yerden izlerdi; sadece gülümserdi; hep kocaman, ışıltılı, çok güzel gülümserdi Efkan... Çocuk aklıyla kuzenleri, halaları, ara ara gelip onu öperler, severler, hatta konuşurlardı. Efkan da gülümseyerek dinlerdi onları, cevap verirdi, güzel ablalara bayılırdı.

Efkan’ın aslında söyleyecek, anlatacak çok şeyi vardı. Anlatabilirdi de dili döndüğünce; acelesi olmayan da anlayabilirdi onu. En çok televizyon seyretmeyi severdi. Sporun her türlüsüne meraklıydı. Kendisi koşamaz ama topun arkasında koşanların hepsini bilirdi. Her maçı, her müsabakayı hatırlardı.

Çocuklar Efkan’ın hep gülümsediğini sanırdı. Onu büyükçe bir bebek gibi, olduğu gibi kabul ederlerdi. Ama çocuk aklı çabuk sıkılırlar ya, durmazlardı pek yanında. Efkan diğer çocuklar gibi değildi ama olduğu gibiydi işte, öyleydi. Oradaydı, bizimleydi. Büyükler ne düşünür, ne yapar çocuk aklıyla bilmezdik o zamanlar. Zaten onlar da bilmezdi serebral palsi falan…

Gerçekten büyükler ne yapardı onun için? 1980ler-90lar işte; büyükler bolca üzülürlerdi o kesin. Bazıları kendi başlarına gelmediği için içten içe, densiz olanları açıktan açığa, şükrederlerdi. Efkan’ın annesi, babası da anlatmazdı pek. Aslında Efkan her zaman gülümseyemediğini en iyi onlar bilirdi. Efkan’ın bazen çok hasta olduğunu, yemek yiyemeden, ağrılar içinde haftalar geçirdiğini mesela. Doktor, doktor gezdiklerini, doktor olmayanları da gezdiklerini bir onlar bilirdi. En büyük korkuları Efkan’dan önce ölmek olan öğretmen bir anne, bir babaydı onlar… 90ların koşullarında arabanın arkasına çevreyi görebilsin diye yükseltilmiş bir yatak yapıp görmek istediği her yeri ona gösterebilmek için upuzun bir seyahate çıkan birer anne, baba… Muhtemelen çok yorgun birer anne, baba. Ne hissettiğini hiç bilemediğimiz ama Efkan’ı hep sahiplenmesi gerektiğini bilerek büyütülen bir küçük kardeş de vardı. 1999 depreminde “sen kaç, kendini kurtar, beni bırak” dediği kardeşi…

Ve Efkan gitti bir gün, herkesi ardında bırakarak gitti.

O bir candı; mücadele etti; çok zorluklar yaşadı ama yine de yaşamaya değer bir hayatı oldu. Kısacık hayatında “kurtuldu çocuk” diyenlere inat, pek çok insandan daha çok sevdi ve sevildi, pek çok insandan daha güzel duygular getirdi bu dünyaya. Efkan kalbimizde, anılarımızda, resimlerde artık.

O zamanlar herkes “tüh tüh, vah vah”larla anladıklarını sanarlardı ama yaşamadan anlaşılmayacağını büyüklerden kaçı bilirdi acaba? Şimdi kaçımız biliyoruz acaba?

O bayramlarda etrafta koşuşturan çocuklar şimdi birer anne baba. Ancak şimdi, anne-baba olunca, sağlıklı bir bebekle seyahat ettiğimizde, basit bir virüsle çocuğumuz ateşler içinde yandığında, okulda okumayı 1 ay geç söktüğünde, ya da doktor gereksiz bir testle bizi endişelendirdiğinde yani normal hayatın içinde aşılabilir sorunlarla karşılaştığımızda, belki anlığına, haftalığına girdiğimiz ve geçici olduğunu bildiğimiz o duyguyla çizginin öte tarafında neler olduğunu bildiğimizi sanıyoruz. Efkan’ın anne-babasını-kardeşini, tüm özel çocukları, onlara emek veren ailelerini anlıyor muyuz gerçekten? Anlamak zor belki de gereken özeni gösteriyor muyuz? Çoğumuzun kalbi burkuluyor, birşeyler yapmak istiyoruz. Bazen sosyal medyada bir iki resim paylaşıyor ve görevimizi yaptık diye rahatlıyoruz. “Elimizden gelen bu” diyoruz.

Elimizden gelen sadece bu mu peki?

Çizginin öte yanında kalan pek çok çocuk artık eğitimlerle, terapilerle, yollar kat edebiliyorlar. Okula gidebiliyorlar, spor yapabiliyorlar, evden çıkabiliyorlar. Teknoloji yardımıyla iletişim kurabiliyorlar, öğrenebiliyorlar. Bunları yapabilmek için fırsatlara ve diğer insanların desteğine, hadi desteği geçelim, önyargılarla kaşılaşmamaya, farkındalığa ihtiyaçları var.  O yüzden herkesin, her zaman yapabileceği birşeyler var:

“Mesela neler yapabiliriz” diyenlere:

Özel eğitim ve engelli çocuklarla ilgili diğer çalışmalarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Serebral Palsi Farkındalık Ayı

Serebral Palsi ve Tablet: Heja ve Gülden’in öyküsü

Serebral Palsi ve Tablet: Deniz ve Tableti

Ayrıca bkz. Rett Sendromu ve Yardımcı Teknoloji: Şirin’in öyküsü

Tablet kullanan Özel Eğitim Öğretmenleri ile röportajlar: Berat ÇelikAyşe ÇakmakoğluGülşen Yıldırım



Pin It on Pinterest

Share This