Eğitici Etkinlik, Eğitici Oyuncak Çılgınlığı

Eğitici Etkinlik, Eğitici Oyuncak Çılgınlığı

Ebeveynlikte yükselen trendlerin kaçınılmaz sonucu olarak pek çoğumuz eğitici oyun, oyuncak, etkinlik diye kafayı yiyen ebeveynler haline geldik. Lego oynayan çocuklara “yaratıcılıkları gelişiyor” diye bayılıyoruz da o da kesmiyor artık.  “Çocuğuna Barbie alanlar ve almayanlar” “silahla oynatanlar oynatmayanlar “evde etkinlik yaptıranlar yaptırmayanlar” “Montessoriciler, klasikler” olarak dağılalı çok olmuştu aslında. Biz de daha önce lego, barbie, american girl doll gibi oyuncaklara, 2 yaş çocuğu neyle oynasın gibi uzman destekli konulara yer vererek bu furyaya katılmış bulduk kendimizi ister istemez. Hatta eğitici mobil uygulama listeleri, kolay etkinlik önerileri yapıp duruyoruz ya. Peki çocuklara “eğitici” oyun, oyuncak, etkinlik sunmak=iyi ebeveynlik midir? Bu fırsatları çocuğuna sunmadığımızda, sunamadığımızda ne oluyoruz peki?

Farklı oyuncakların farklı becerileri geliştirdiği doğru ama bunların ardında aslında koşturulmakta olduğumuzu bir durup farketmemiz lazım. Çocuğum daha zeki olsun, daha iyi konuşsun, zart becerisi artsın peşinde olduğumuz için herşey biz ebeveynlere “eğitici” diye pazarlanıyor. Ve evet eğitici pek güzel oyuncaklar, etkinlikler var  ve biz ebeveynler de çocuğumuza bunları sağlayabildiğimiz oranda rahatlayıp “oh eğiticiymiş” diye seviniyoruz. Sağlayamadığımızda asıl mesele başlıyor.

Öncelikle çocuğumuzun niye daha zeki olmasını istiyoruz, niye yaşıtlarından daha önce okumayı söksün diye uğraşıyoruz, niye sürekli “eğitilsinler” peşindeyiz? Çocukların işi oyundur, oynarken öğrenirler tamam ve öğrenmek sıkıcı olmak zorunda hiç değil. Ama bu “çocuğumun içindeki maksimum potansiyeli çıkartayım” kaygısı gerçekte içine düşürüldüğümüz “yarışma kültürü”nün tipik yansımasına dönüşmedi mi? Bunların hepsinin temelinde garip bir “başarı” tanımı var.  Çocuklarımız akademik olarak başarılı olsun, sosyal olarak başarılı olsun diye yapmayacağımız şey kalmadı. Başarı da  “iyi bir okul, iyi bir üniversite, iyi bir iş, kariyer, para” olarak sınırlı zaten, pek güzel. Ayakları basan bir alternatif de görünmüyor ortalarda lanet 21. yüzyıl dinamikleri çerçevesinde…

Resim dersinin altında “Picasso olur mu acaba”, piyano dersi alırken “aman İdil Bret yeteneği varsa atlamayalım”, “Einstein olacağı varsa destekleyelim” durumları hepimizi etkinlik manyağı yaptı. Götürmeyelim mi yani? Yooo fırsat varsa götürelim. Ne güzel işte, herkes eğleniyor, eğlenirken de öğreniyorlar. Ama asıl mesele, asıl mücadele alanı, götürmediğimizde, götüremediğimizde, götürmek istemediğimizde, gitmek istemediklerinde ya da istediğimiz ölçüde ilerlemediklerinde hissettiğimiz iç sıkıntısı. Birşeyleri eksik yapma, çocuklarımıza fırsatları kaçırttırıyor olma korkusunun verdiği iç sıkıntısı.

“Bir şeyleri eksik, yanlış yapabiliriz mazallah” korkusuyla çocukla ilgili her konu “bilinçli ebeveynlik” çerçevesinde “olay” haline gelmiş durumda. Korsancılık oynayanların büyüyünce korsan olduğunu görmedik ama Barbie sevenden Barbie kılıklı manken, silah sevenden seri katil üretiriz diye korkuyoruz. Ellerinde teknolojik alet görünce asosyal ya da bağımlı olacaklar diye korkuyoruz. Bir etkinliği bırakıp öbürüne geçtiklerinde maymun iştahlı olacaklar diye korkuyoruz. Yanlış okul seçersek diye korkuyoruz. Dersleri iyi olsa hobisi yok diye, hobisi olsa “o kadar kursa bir şeyi de adamakıllı yapmayacak mı bu çocuk” diye korkuyoruz. Akademik başarının yanında bir hobi ve sosyal etkinlikler neredeyse üniversiteden kabul almaya yardımcı, cv’de şık duran eleman haline geldi.

Eskiden çocukların hayatı doğru oyuncak ve atölyelerle değil arkadaşlarıyla kimsenin onlara müdahale etmediği mekanlarda geçerdi. Bırakırlardı oynardık, istediğimizi yapardık, sıkılırsak sıkılırdık. Anamız babamız sürekli ensemizde olmazdı, sıkıldığımızda onlardan “sıkılmayı engelleyen devlet bakanı” olmalarını beklemezdik. Sonunda süper mi olduk, potansiyelimizi gerçekleştirdik mi, çok mu yaratıcıydık? Değildik tabii. Herbirimiz “ah bana fırsat verilseydi neler yapardık neler” hissi içinde bize verilmeyen fırsatları çocuklarımıza vermeye çalışıyoruz. Eskisi “daha bilinçsiz” ve fırsatlardan yoksundu belki ama sanki daha “gerçekti”. Çocuklu hayatımız ise şimdilerde bir iş planı gibi hedefli, planlı, stratejili ve ilişkiler de birer “networking”.

Aslında “çocuklar için doğru oyuncak ve etkinlik seçimi” gibi başlıklar bizi mahvetti.  Fış fış kayıkçı oynarken de bebenin hangi motor becerisi gelişiyormuş bilmeyelim yani. Daha doğrusu bilmek isteyen bilsin de “bilmeyen=bilinçsiz ebeveyn” “bilen=bilinçli ebeveyn”, “bilinçli ebeveyn=iyi ebeveyn” denklemlerinden bir kurtulsak.   Canın istiyorsa yap çocuğunla origami falan da, yapmanın/yapmamanın “iyi ebeveynlik”le alakası olmadığını kabul etsek artık. “çocuğa söylenmesi gereken 10 cümle”, “yapması gereken 10 etkinlik” “okuması gereken 100 kitap”ların aralarına bir  de “kimin iyi, kimin kötü ebeveyn olduğu bu maddelere atılan check’ler belirlemeyecek” ibaresi konsa mesela 😉

O yüzden bu aralar “bırakalım ne istiyorlarsa yapsınlar” demek geliyor içimizden. “Eee sen bırak o zaman ne uzattın” diyeceksiniz ama bu bilgi ve fırsat bombardımanı içinde “ya yanlış yapıyorsam” korkusuyla başa çıkmak da zor. Demir gibi irade ve özgüven lazım 😉 Kendimizi suçlu hissetmeden düşebilir miyiz bu çocukların yakasından biraz? Hu hu, var mı aramızda bunu becerebilen?



Pin It on Pinterest

Share This