Çocuklarıyla oyun oynayamayan kötü(!) ebeveynlerden misiniz?

Çocuklarıyla oyun oynayamayan kötü(!) ebeveynlerden misiniz?

Okuyucular

Bu “bilinçli” annelik, “kaliteli zaman”, “eğitici etkinlikler, atölyeler” derken, çocuklarla oyun oynamak çok “moda” hatta “iyi ebeveynlik” göstergesi haline geldi ya biz bu aralar “bu kadar kasmaya gerek var mı gerçekten” hissiyatı içindeyiz (geçenlerde Eğitici etkinlik, Eğitici Oyun çılgınlığı yazısıyla başladık yakınmaya, devam ediyoruz).

Çocuklarıyla oyun oynayamayanların bazıları “ben hiç oynayamıyorum” diye üzülmekte, bazıları “nasıl oyun oynanır” seminerlerinde. Bazıları da nostaljik “annemiz bizimle oyun oynamadı belki ama çok güzel şeyler paylaştık” durumunda. Biz hangisiyiz? “Zamanında çok oynamışlığımız var, bu aralar canımız hiiiç istemiyor”, “kutu oyunları iyi ama artık kovalamacalı oyunlar için çok yorgunum”, “bebekler bitti başımıza süper kahramanlar çıktı”, “sanat zenaat, slime oblek bir ara eğlenceliydi ama sıktı artık” gibi günden güne değişen pek çok hissimiz mevcut.

Aynı şey çocuklar için de geçerli. Her sömestr tatilini yok bilim müzesi, yok çocuk müzesi, sinema, sanat atölyesi, bilim atölyesi gezerek geçirdiğimiz yıllardan sonra geçenlerde “biz bir yere gitmek istemiyoruz, bisiklete binicez sokakta” “ben arkadaşıma gidiyorum” basitliğinde bir tatilimiz oldu mesela. Ohhh ne güzeldi 🙂 Güzeldi de biraz içim sızlamadı değil, baydık mı bu çocukları diye sormak aklımıza pek gelmiyor… Bu arada o kadar bilime maruz kalmaya bizimkilerde bilim aşkı yerini Taylor Swift uzmanlığına bırakmış gibi de görünüyor; sonumuz hayır olsun 😉

Hani ilk zamanlarda deneyimli anne olunur mu diye sormuştuk ama onu bunu deneye deneye biz de şöyle deneyimsel dersler çıkarmışız sonunda mesela:

1) istersen 80 seminere git, kitap devir “içinden gelerek yapmadığın şeyden bir halt olmaz
2) çocuğunla Montessori boncuğu dizmek istememek seni kötü ebeveyn yapmaz.
3) kepçeye bile hayretle bakan okul öncesi dönem bebeleriyle “beraber” yaptığın “herşey” zaten “eğitici” olacağından yapamadıkların için kendini paralamana gerek yok. (Beraber tablette oyun oynamak dahil)

Hayat fani, herşey de geçici… Çocuklarımızın çocuklukları da, oyunları da geçici…

Lego oynayanlardan harika mühendis beklentiniz olabilir ama hayalkırıklığına uğramayın sonra. Prensesler, barbiler, oyuncak tabancalar, süper kahramanlar dönemi de gayet geçici.

Bizim kızlar 2,5 yaşında Thomas etkisiyle tren falan hayranıyken okula başladılar. 3.5 yaşında birer prensese dönüştüler. 5-6 yaşında falandılar, bir sabah okula prenses olarak gidip akşamına “prenses mi hiç hoşlanmıyoruz” diyerek döndüler. Barbie ve pembe renk severden, siyah ve kurukafaya dönmelerindeki hızı biz takip edemedik. Yaş 8 iken barbielerle dolu kutularını da burun kıvırarak attılar.

Şu anda oyuncak tabanca görünce gözü dönen, örümcek adam ve benzerleriyle yatıp kalkan bir oğlum var. Babası “oynamasına izin vermeyince işte böyle oluyor” deyip duruyor. Çocuğun hiç oyuncak tabancası olmadı ama okula başlar başlamaz ilk elleriyle bang bang yapmayı öğrendi. Geçenlerde küstü “hiç öldürmeli oyun oynamıyorsun doğru düzgün” diye. Elinde boyalı makarna ve maşalarınla dımdızlak kalıp “İstiyorsan git sen babanla Hulk oyna, televizyonda istediğini öldür”ü rahatsız olmadan diyebilmek bayağı zaman alıyor. Neyse artık biliyoruz ki bu da “geçici”.

Evdeki dağınıklık geçici, yorgunluklar geçici ve maalesef sana sarılıp uyumak istemeleri, senden başka kimseyi gözlerinin görmedikleri zaman da geçici.

O yüzden oyun moyun canınız istemiyorsanız oynamayın da galiba sadece kalıcı olan gün içinde “içtenlikle” kaç kez birbirimize sarılabildiğimiz… Kalıcı olan annenin,babanın çocuğu ile kaliteli vakit geçirmese de evde bir yerlerde varlığı ile verdiği huzur, mutfaktan gelen bir şarkı, ya da kek kurabiye kokusu falan… Ve iyi ebeveynlik akademik, sosyal, sanatsal, sporsal herşeyi “doğru” yapan başarılı çocuk yetiştirme çabası değil, onu olduğu gibi kabul edebilmek, “başarısız” olduğunda, yaptığı doğru/yanlış tüm seçimlerde arkasında olduğunu hissettirebilmek belki…

Mutlu anılar biriktirmek, iyi ebeveyn olabilmek için illa büyük planlara gerek var mı sizce? (biz hala konu üstünde düşünüyoruz 😉 )

 



10 Yorum

  1. hep diyorum ya iyi ki varsınız 🙂 ayakları yere basan birileri iyi ki var!

    • çok sağolun, mutlu ettiniz bizi 🙂

  2. Acikcasi biz ailecek oyun delisiyiz. Ama Ela dogmadan once de oynardik. Yani oynmayan kotu ebeveyndir diyemem ama belki de kendi sevecegi oyunu bulamamistir. Dunyada oyle cok oyun var ki… Birinden birini de mi sevmediniz eglenmediniz diyesim gelir:) cocuklar zaten bizim sevdiklerimizi sevme
    Egiliminde. Zorlayarak oynamak zaten kotu de. Eglenerek oynamak? Bnce denemek lazim. Yazacagim.

    • “Kendi seveceği oyunu bulmamıştır” tespitinde haklılık payı görsem de “çocuklar bizim sevdiklerimizi sevme eğiliminde” konusundan emin değilim. Herkesin ruh hali, eğlence anlayışı değişken, zevkle oyun oynadığın da oluyor, canının hiç istemediği de… özellikle büyüdükçe çocuk için de aynı şey geçerli. Küçükken zaten onun merkezinde anne baba var, onun gözünün içine bakarak yaptığın herşey oyun zaten. Kilit nokta onunla gerçekten orada olabilmek, ne oynadığının önemi daha az sanki.

      • Cocukla birlikte oyun oynadiginizda, ister istemez yonlendiriyorsunuz. Bizimki legolarla oynamayi seviyor, neden? ozgur irade degil ki. Lego aldik. Biz seviyoruz legolarla oynamayi, haliyle cocuk da bakiyor ana babasi eglenerek oynuyor, o da oynuyor. Ama siz sıkıla sıkıla, göz telefonda, içiniz bayılarak oynadığınızda gayet anlıyorlar. Oyun işbirliği halinde olmalı. Çocuk ve ana babanın ortak olarak seveceği şeyler bulunabilir. Oyun konusunda önemli olan “eğlenmek” bence. Oyuna katılan herkesin eğlenmesi. Çünkü siz eğlendiğinizde otomatikman dikkatiniz oyunda (ve çocuğunuzda) oluyor. Oyun türleri çok fazla. Oyuncaklı oyunlar, kağıt kalem oyunları, kutu oyunları, kağıt oyunları… Benim gözlemim, çocuktan önce ve çocuksuz olarak anne ve baba ile oyunu buluşturmak gerekliliği. Çünkü çoğumuzun kafasında oyun gereksiz, boşa zaman… gibi kavramlarla ilişkili. Kendi hayatının içinde oyun oynamayınca çocukla oyun da zorlama oluyor…

        • Çocuktan bağımsız oyun sevmek, oyuna alışık olmak konusu çok doğru. Çocuk tabii ki anlıyor karşısındaki kişi oyunun içinde mi yoksa gözü telefonda mı diye. işte bu zorlama oluyor, içten değil. Ama hayatı boyunca lego sevmemiş ebeveyn de olabilir, ya da hiç denememiş. Zevk almadan sırf lego çok yararlı diye kasmasına gerek var mı, ya da legoyu çocuğun önüne bırakıp ilgilenmeyince de “bizimkinin hiç ilgisi yok” diye karalar bağlamasına. Ya da Barbie ile lego yanyana dururken seçim Barbie’den yana olunca oluşan hayal kırıklığı. “eee Barbie sunarsan Barbie ile oynar” “kaldır barbieleri heryere lego koy” aşırılıklarına? aslında tek sorguladığım oyun işini o kadar abartmaya gerek olup olmadığı? Barbie de giydirsen, domates de kessen, lego da oynasan o an oradaysan, çocuğunun gözünün içine bakabiliyorsan, telefonun kapalıysa aslında “kaliteli” zaman geçiriyorsun.”yapmam lazım”, “oynamam lazım”, “kaliteli zaman geçirmemiz lazım” lar içtenliği baştan yok ediyor sanki…

  3. Bi bilseniz ne kadar seviniyorum bu yorucu-yorgun ebeveynligin karşısında duranları gördükçe!Ne olur biraz akışına gidişine bıraksak sanki? Birlikte tiyatroya gitmek de çok güzel ama parkta aralarında kurduklari kırmızı başlıklı kız tiyatrosunu izlemek de.Annesini küçük yaşta kaybetmiş bir ebeveyn olarak çocukluğum birsürü güzel anılarla dolu ve hepsinde annem var, buyudugunde böyle anılar biriktirmek istiyorum ona.Geçenlerde instagram’da bir fotoğraf paylasmistim.Önünde çikolatalı kekler, mutlu, mağrur onlara bakıyor. ‘Buyudugunde de hatırasin diye’yazdım. Velhasıl kelam tek kaygımız sevgimizi daha ne kadar çok gosterebiliriz olsa keşke. ..

    • “akışına bırakmak” ihtiyacımız olan o ama artık her konuda o kadar çok bilgimiz var ki akışa bırakmak yerine sürekli kontrol altına almaya çalışıyoruz galiba 🙂

  4. Ne güzel ne doğru bir yazı.Ve benimle aynı fikirde bir anne ile karşılaşmak içime su serpti.İnsan yaptığının kendince ne kadar doğru olduğunu düşünse de işte tek miyim acaba demeden edemiyor.Ben içtenlikle yapmayacağın hiçbir şeyin kimseyi mutlu etmeyeceğini savunurum hep.Bu bir oyun bile olsa ki oyun çocuğu yaptığı en ciddi iştir çoğu zaman.İçimden gelir kek yaparken seslenirim içeri oğluma ”şefim gel keki çırp ben her şeyi hazırladım diye”o an o mutluluk yeter ona.Yeri gelir sarılır yuvalanırız,yeri gelir kendime bile mecalim olmaz severim öperim koklarım sadece.Eşim daha farklıdır hiç bıkmaz hiç yorulmaz mesela.Babasıyla oynayamadığı ne varsa oynar sanki kendi için:)Erkek olması ve büyüdükçe seçtiği oyunlar için oyun arkadaşı babası çoğu zaman.İnsan bazen kenardan seyrederken bazen oyuna girmek istiyor deli gibi.Tuhaf işte ama dediğim gibi içinden gelince eğlenceli oluyor ve çocuk da keyif alıyor.Yoksa aklın başka yerde bedenin eziyet gibi oyunun içindeyse keyif işkenceye dönüşüyor.Belki o anların hiç biri aklında kalmayacak ama o gün ki sıcak bir an bir tat hafızasından silinmeyecek değil mi.Sevgiler ve tekrar teşekkürler.Harika ve içten yazı için.

    • biz teşekkür ederiz güzel sözleriniz için. İnsanın geçmiş yıllarda bıraktığı çocukluğuna geri dönebilmesi lazım belki de içten ve canlı bir oyuncu olabilmesi için. O geçmişteki çocuğu aramakta bir sakınca yok da bulmakta zorlandığımızda dert etmeyi bırakabilmek mesele belki…

Pin It on Pinterest

Share This