Yurtdışında Yaşamanın Zorlukları – 2

Yurtdışında Yaşamanın Zorlukları – 2

Yurtdışı maceramızda 11 yılı geride bırakırken burada alıştıklarımız, alışamadıklarımız diye başladığımız yurtdışı serisine devam ediyoruz. Önce “Zorluk herkese göre değişen, tamamen algıyla ilgili bir konu ve zorluk deyince çocuğumuzla aynı dili konuşmamak bize zor geliyor” demiştik, şimdi de bozulan Türkiye algımızda sıra…

Türkiye’de yanyana ama birbirlerine değmeyen çok farklı hayatların belki herkes farkında ama yılda bir kez hızlandırılmış kurs gibi içlerine girip girip çıkmak yurtdışında yaşayan bir insanın Türkiye algısını iyice bozabiliyor. Türkiye algısı Türkiye içerisinde büyükşehirden bir kasabaya gelince, mahalleden mahalleye bile değişebiliyor. Hele ki yurtdışından gelince değişmesin…

Sadece çocuklar için konuşacak olursak; gözlemlediğimiz kadarıyla bir tarafta etkinlikten etkinliğine koşan çocukların hayatları Amerika’daki çocukların hayatlarına çok benziyor. Aynı hayat ama önemli bir fark var: orta sınıf bir amerikan ailesinin olanakları Türkiye’de zengin sınıfa mahsus. Fiyatlara inanamıyorsun öncelikle… Gerçi aynı hayat da değil, çocuklardan çıkıp aile hayatına bakınca daha bir lüks hayat, bakıcılı, temizlikçili, illa ki yurtdışı tatilli falan…

Sonra nereye misafir gidersen bulunduğun mahalleye göre parktaki çocuklar ve etkinlikleri değişmeye başlıyor. Bakıcılarla dolu parkların anneli parklara dönüşmesiyle gözlemlerin de değişiyor. Mesela kuran kursuna satranç dersi muamelesi yapan annelere rastlayabiliyorsun. Hayatı dizilerden öğrenenler çocukları görüyorsun. Bazı parklarda “güçlü olan kazanır” hakimiyetini, “vurana bir tokat sen yapıştır” yaklaşımını ve hatta “düşene bir tekme de sen vur” durumunu çocukların birbirleriyle ilişkilerinde bile seziyorsun. Hadi hepsi tamam da hayatı dizi olacak çocukları yolda dilenirken falan görünce kendi çocuklarının gözüne bakmaktan utanıyorsun.

Bir şekilde hangisi diye soruyorsun ister istemez. Dönsek hangi hayatın parçası oluruz acaba? Hani çocuklu hayatımız da olmadı hiç Türkiye’de yaz rehaveti dışında. Amerika’dan Türkiye’ye gelince bazen Türkiye’yi daha bir Amerika sanıyorsun. Amerika’da senin bilmediğin markalar “Amerika’dan” diye pek bir ünlü olmuş oluyor, pek bir “havalı”.  Cadılar bayramı, Baby Showerlar, temalı doğum günü partileri  sanki Türkiye’de daha bir coşkuyla kutlanıyor. Sen ülkeni bırakıp giderken bunlardan haberdar bile değildin, hatta yoktular.

Bu algımızı iyice bozan tabii ki sosyal medya mekanları var. Gerçek mekanlardaki gerçek kişilerin sanal yansıması…

İnstagramda takip ettikleriniz annelerse mesela pek çok annenin telefonlarına yapışık yaşadığını, doktorun her söylediğini googllelayıp, pedagoji kitapları okuduğunu, organik tavuk diye kendini paraladığını, kariyer ve kaliteli zaman dengesi içinde evde ve dışarıda sürekli çocuk etkinlikleri peşinde koştuğunu, o lansmandan bu seminere aktıklarını, boş kalan zamanlarında hep beraber mom’s night out yaptıklarını, çocuklarıyla bir örnek giyinip kombinler yaptıklarını, herkese ayrı ayrı teşekkür edilen gösterişli, inanılmaz detaylı profesyonel yaşgünü partileri organize ettiklerini sandığın ve kendini o dünyaya çok yabancı hissettiğin günler oluyor. Ama karelerde samimiyet, dostluk, İstanbul, Ankara, çay, simit, kitap görüp “ah orada olsaydım” diye iç geçirdiğin de…

Twitter’a da pek göz atmayalı çok oldu ama oraya bakınca Türkiye diye bir yer kalmamış hissine bürünüveriyorsun. Düşman gruplar çatışmada, kendini bir türlü yerleştiremediğin herşeyiyle ayrışmış gruplar. Haksızlıklar, adaletsizlikler;  için daralıyor…

Sonra facebook, “aaa o da ne herkes yaşam koçu “… Özlü sözler, listeler uçuştuğuna göre herkesten bir kişisel gelişim atağı bekliyorsun. Ama Atatürk havalimanına adımını atar atmaz mutsuz ve her fırsatta birbirine kötü davranmaya meyilli insanlar gözlemlemeye başlıyorsun. Adamın biri arabasına kurulmuş çocuklarınla seni ezmeye kalkıyor üstüne sen azarı yiyorsun. Yanında karısı var, kucağında bebek ve tabii ki önde oturuyorlar… “Olsun empati kurar şimdi” diye bekliyorsun. “Ha şimdi kocasıyla kapışacaklar” derken o da sana bağırmaya başlıyor. Bağıran çağıran ittirenlerden sinirin bozuluyor ama alakasız bir amca çıkarıp mendilini senin çocuğunun akan burnunu da siliveriyor, yine şaşırıyorsun.

Ve sonunda ruh haline göre bir Türkiye gerçeği yaratıyorsun kafanda ve algıda seçici olmaya başlıyorsun… Dönme umudun ufukta yoksa “yaşanmaz orada” örneklerini çoğaltıyorsun, umudun varsa diğer örnekleri…

Gerçeğin çoktan kaybolup gittiğini farketmeden kendi yarattığın gerçeğinle yaşayıp gidiyorsun…Ve bir noktada bunun yurtdışında olmakla gerçekten alakası var mı, yoksa herşeyi buna bağlayan sen misin bir türlü de bilemiyorsun…Velhasıl biri sana “Türkiye nasıl bir yer” diye sorduğunda bir cevap veriyorsun usulen ama aslında içinden “aslında hiç bilmiyorum ya” diyorsun; Türkiye gerçekten nasıl bir yer?”

———————————————–

Yurtdışında olmakla ilgili yazılarımız:

Yurtdışında yaşamanın zorlukları – 1

Amerika’da alıştıklarım

Amerika’da alışamadıklarım

Almanya’da Alıştıklarım

Almanya’da Alışamadıklarım

 Çift Dilli Çocuk Yetiştirmenin Püf Noktaları

Çok Dilli Çocuk ve Artikülasyon Gelişimi

Üç Dil Birden Öğrenen Bir Çocuk ve Teknoloji

Çocuklara Türkçe ögretmek

Çocuklara Türkçe Dersleri

Türkiye’de İngilizce Öğrenmek ve “Sessiz B” Şoku

Türkçe Çocuk Şarkıları 1: Do-Bir Külah Dondurma (Neşeli Günler)

Türkçe çocuk masalları uygulama listesi

 



Pin It on Pinterest

Share This